Kadın erkek ilişkilerinde ilk adım bağlılık

Psikolog Bilun Altunlu ARMAĞAN

Bağlılık gerçek sevgi içeren her ilişkinin doğasında vardır.  Yüzeysel veya derin bir sevgi ile gelişse de bağlılık ilişkilerin  temelidir.

Döllenmeden sonra bizi biyololik ebeveynlerden psikolojik ebeveynlere  dönüştüren de bağlılık  duygumuzdur. ( Mc Millan  1973 )

Derin  bağlılıklar ilişkinin  iyi gitmesinin  garantisi olmasa da  o ilişkiyi  sürdürmeye diğer etkenlerden  daha çok yardımcı  olur. Başlangıçta yüzeysel olan  bağlılıklar  zaman içinde  derinleşir, ancak  derinleşmeyen bağlar ilişkileri ya çökertir ya da sağlıksız  ve güçsüz  kılar.

Bu yüzden çift  ilişkilerinde karşılıklı  Sevgi  olmadan  o ilişkide bağlar kurup, derinleştiremeyiz. Bu da olumsuz gelişen ilişkilerin ana kaynağıdır.

Aslında derin bir bağlılığa girmek müthiş bir risk barındırır ve biz aşk-tutku-çekim gibi duyguların gözümüze indirdiği perde yüzünden bu durumu fark edemeyiz. Ancak evlendikten  veya ciddi sözler verdikten sonraki bağlılık duygularımız aşık olmaktan gerçek sevgiye geçmemizi sağlar.

Karşısındakinin iyiliğini ve gelişmesini isteyen herkes bunun sürekliliği olan güvenli bir ilişkiyle olabileceğini içgüdüsel olarak bilir. Bağlanma ve bağlar kurma şekil ve tutumlarını çocuklukta ebeveynlerimizden  öğreniriz.

Erken yaşta öğrenilen bu durum her zaman sağlıklı bir ruhsal /psikolojik gelişime hizmet etmeyebilir. Örneğin; çocuklar sürekli terk edilme korkusu yaşadıkları bir belirsizlik ortamında gelişip psikolojik olgunluğa erişemezler. Tam tersine bağlılık sorunları çoğu psikolojik bozukluğun büyük ve doğal bir parçası olur.

Bazı kişiler sadece yüzeysel bağlılıklar oluşturmaya eğilimlidirler ve bu bir bozukluk düzeyinde ise bağ kurma kapasiteleri sanki hiç yoktur. Bu onların birine bağlanma riskinden korkmalarından   kaynaklanmaz, bağlılığın ne olduğunu bilmemelerinden kaynaklanır.

Çocukluklarında ebeveynleri onlarla yeterli ve anlamlı bağ kuramamış olduklarından bu deneyimden yoksun büyümüşlerdir. Onlar için bağlılık  anlayamadıkları, bilmedikleri bir kavram olduğundan  önemsemezler ve bir türlü bağlar oluşturmayı bilmezler.

Eş /partner olarak seçilebilecek en son kişilerdirler. Bu sorun karakter bozukluğu ile ilişkilendirilir. Öte yandan,  nevrotikler  genellikle bağlılığın ne olduğunun farkındadırlar ancak bağlanma korkusu onları çoğu kez felce uğratır.

İlk çocukluklarında ebeveynlerinden yeterince bağlılık görmüş ve kendileri de ebeveynleri ile bağlar kurmuşlardır. Ancak daha sonra bu sevgi bağlarının ölüm, ayrılık, terk edilme veya sürekli reddedilme yüzünden kesilmesi çocuklukta bu kişilere yoğun bir acı ve hayal kırıklığı yaşattığından yetişkinlik yaşantılarında bağ oluşturmaktan çok korkarlar.

Bazı kişilerin evlenme ve ciddi sözler vermekten kaçınmalarının en önemli sebebi  çocukluklarındaki bağlanma sorunlarıdır. Bu gibi travmalara maruz kalan kişiler daha sonra doyum verici güvenli ve derin  bir bağlılığı deneyimleyerek iyileşebilirler.

Görüldüğü üzere çocukluk yaşantımızda ilk kurulan farklı türdeki ebeveynsel bağlılıklar bizim yetişkinlikte yakın çevremiz ile oluşturacağımız iletişim ve etkileşimi belirler.

Çiftler arasındaki sorunların en derinindeki nedenleri oluşturan bağlılık sorunları , ilişkilerin güven zeminini hazırlayan unsurdur. Ancak yeterince anlamlı ve derin bağlar oluşturabilen çiftler, sorunlarla uğraşmanın ilişkilerine zarar vermeyeceğini hissederler ve yakın ilişkinin bağımlık ve bağımsızlık, hükmetme ve boyun eğme, özgürlük ve sadakat gibi genel sorunlarını sağlıklı bir  şekilde çözebilirler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir