Lithotherapy: Bir Şifa Tekniği Olarak Kristallerin Kullanılması

Litoterapi, kristallerin enerjilerinin insan vücuduna yayılarak organizmayı düzene sokmasının bilimi ve sanatıdır. 

Kristaller ile Çalışma, ilk önce efsanevi Atlantis kıtasında kullanılan kuvars kristalleri, çok kısa bir zaman sonra, bu madenin kendisine yüklenen herhangi bir gücü depolama ve büyütme konusundaki gizemli yeteneğinden yoğun biçimde yararlanan o zaman insanları için vazgeçilmez hale gelmişlerdi.

Kristal gücünün gelişimine rahipler öncülük etmişlerdi. Kristaller büyüdükleri geniş mağaralarda bırakılıyorlar ve bu mağaralar rahipler tarafından şifa odaları olarak kullanılıyorlardı. Bu insanlar büyük sentetik kristaller kullanarak evlerini ve kentlerini aydınlatıyor, çeşitli ulaşım araçlarını çalıştırıyorlardı. Bu kristaller görünüşte yararlı amaçlar için geliştirmişlerdi ancak çok geçmeden yıkım silahlarına dönüştürüldüler.

Ahrimanik güçler bu bilgileri kullanarak daha da güçlü hale geldiler ve rahiplerle üstünlük savaşına girip bu enerjileri yıkıcı amaçlarla kullanmaya başladılar.

Güneş sisteminden alınan radyo aktif enerjiler, bu iş için özel olarak yapılan ve büyük yer altı girişlerine yerleştirilen ve yine büyük ışık tapınaklarının çevresine gömülen kristaller vasıtasıyla yerkürenin derinliklerine yöneltildiler. Böylece deprem faliyetini başlatarak tapınakları yok etmeye çalışıyorlardı; ama Doğa Yasaları konusundaki kör cehaletleri yüzünden, yeryüzü kabuğunun muazzam derecede kabarmasına neden oldular ve sonuçta koca kıta parçalanarak birçok adaya bölündü.

Büyük felaketten önce rahipler, Atlantis ırkının temiz ve saf kalmış unsurlarının kıtadan göç etmelerini sağlamışlar, bu insanlar da daha sonra Kuzey ve Güney Amerika’da ve Mısır’da Atlantis uygarlığının benzerlerini kurmuşlardı.

Mısır’da rahiplerin rehberlik ettikleri koloni kurucuları, Atlantis’in sistemini, yanlarında getirdikleri güçlü tapınak kristallerini de kullanarak, tekrar yaratmaya başladılar. Piramitleri bu kristaller yardımıyla büyük Nuh tufanından önce inşa ettiler, muazzam büyüklükteki taş blokları kuvars kristalleri yardımı ile kaldırdılar.

Rahipler büyük altın disklerin içine yerleştirdikleri iri, değerli taşlar ile güneş ışınlarını insan bedeninin içine odaklıyor ve hasta kısımları iyileştiriyorlar, akıl, beden ve ruh arasındaki uyumu yeniden kurmak için kuvars kristallerini kullanıyorlardı.

Kendi yaşam yolculuğumuzda ilerlerken, DNA’larımızda var olan tüm bilgilerin üzerine yeni bilgiler ekliyoruz… Bu bilgilerin adı deneyimlerimizdir, yaşadıklarımızdır, mutluluklarımızdır, mutsuzluklarımızdır…

DNA larımız kristalin bir yapıdadır, merkabamız gibi, bilgi yok olmuyor ve kendini geliştirebiliyor… Bu bilgiler babadan oğula miras şeklinde taşınabiliyor…

Kristaller de evrenin DNA’ları olarak kabul edilirler. Kainatın tüm bilgileri, hafızalarında kodlanmış durumdadır ve bu kodlar yeni oluşmakta olan kristallerin hafızalarına aktarılırlar.

Bilgi fark edilerek, evet sadece fark edilerek dönüştürülebilir.
Kristaller fiziksel olarak durağan halde bulunmalarına rağmen engin bir enerjiye sahiptirler…

Yazar : Tuna Kamhi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir