kadinlarguzeldir.com

Tıp Sözlüğü

ABDOMEN: Karin,batin. 

ABORTUS: Çocuk düsürme,düsük.
 
ABSANS: Kisa süreli suur kaybi.
 
AJITE: Rahatsiz, huzursuz, taskinlik yapan. 
 
AFAKI: Gözde, lensin olmamasi.
 
ADRENALIN: Böbreküstü bezlerinin iç kisimlari tarafindan salgilanan bir hormondur. Tabiatta bu hormonun görevi, organizmayi acil harekete hazirlamaktir ve etkisini, nabzin atisi, kanin iç organlar ve deriden kaslara sevk edilmesi, karacigerdeki glikojenin glikoza degismesi ve böylelikle acil bir enerji kaynagi saglanmasi seklinde gösterir.
 
ABSE: Çevre dokulardan kese tarzinda doku ile sinirli içerisi cerahat ile dolu olusum.
 
ABSORBSIYON: Emilme, örn.sindirim, gidalarin barsaklarda absorbsiyonudur denilebilir.
 
AFAZI: Beyindeki ilgili alanlarin tahribi sonucu, konusma veya konusulani anlama yeteneginin kaybi. Disfazi, ayni durumun daha hafif bir formudur.
 
AFRODIZYAK: Cinsi arzuyu artirici maddeler, ilaçlara verilen isim.
 
AFONI: Ses kaybi. Kismi veya tam olabilir. Afoni sebepleri, genellikle konusma kaslarini kontrol eden sinirlerin hastaligi veya zedelenmesi, bogaz, girtlak hastaliklari veya nörozdur. Histerik afoninin nedeni, suuralti, hiç konusamamak veya özel bir durumda konusmamamk arzusudur.
 
AGLÜTINASYON: Sivi bir süspansiyonda, ufak cisimciklerin bir araya gelip birbirlerine yapismasidir.
 
AGORAFOBI: Genis, açik bir sahada yalniz kalinca hissedilen, kontrol edilemeyen bir korkudur.
 
AJITASYON: Kisinin etrafa saldirganligi, asiri aktivitesi ile karakterize durum.
 
 
AKNE: Yüz, omuzlar, sirt ve gögüsteki yag bezleriyle ilgili kronik bir deri hastaligidir. En çok 14-20 yaslar arasinda görülür ve bu hastaligin tipik belirtileri olan siyah noktalar, sivilceler, gençlerin bu en hassas devirlerinde genellikle psikolojik rahatsizliklara yol açar. Yag bezlerinin kanalinda bir tikaç olusur ve bu tikacin basi sertlesip siyahlasir. Bazen, kanal tikali oldugu halde, bez yag salgilamaya devam eder ve böylece içi yag dolu bir kist olusur. Siyah noktalara tipta komedon adi verilir. 
 
AKONDROPLAZI: Tedavisi olmayan, sebebi bilinmeyen kalitsal bir cücelik tipidir. Gövde normal büyüklüte olup, kol ve bacaklar anormal derecede kisa ve bas normalden büyüktür.
 
AKKOMODASYON: Gözün optik sisteminin çesitli uzakliklara uyum yaparak net görmenin saglanmasi.
 
AKROMEGALI: Beyin tabaninda bulunan hipofiz bezinin ön bölümünün asiri çalismasina bagli bir durumdur. Büyüme tamamlanmadan, kemiklerin uzamasi sona ermeden erken çaglarda bas gösterirse jigantism adi verilen dev görünüm olusur. Bozukluk büyüme çaginin bitiminden sonra bas gösterirse, el ve ayaklarin genislemesi, çene ve burnun büyümesi ve sesin kalinlastigi görülür.
 
AKUSTIK SINIR: Isitme siniri.
 
AMBLIYOPI: Gözde belirli bir bozukluk olmaksizin olusan görme tembelligi.
 
AMNEZI: Hafizanin kismen veya tamamen kaybolmasi.
 
ANALJEZIK: Agri kesici.
 
ANEMI: Kisaca, halk arasinda kansizlik olarak bilinen anemi, alyuvarlarin sayi olarak az olmasi ve alyuvarlarin içerisinde bulunan hemoglobin adi verilen maddenin miktarinin azligidir.
 
ANEMIK: Kan degerleri düsük olan, yani kan sayiminda eritrosit sayilari ve hemoglobin miktari düsük olan kisi.
 
ANERJI: Özel bir antijene cevap verilmemesi hali. Organizmanin savunma yeteneginin kaybolmasi.
 
ANESTEZI: Doktorlar, ameliyat sirasinda agri duymamasi için, ameliyattan önce hastaya bir igne yapar ya da solunum yoluyla bir gaz verirler. Hastanin bilincini yitirerek uykuya geçmesine narkoz, böylece vücudundaki agrilari duyamayacak duruma gelmesine anestezi, bu duyu yitimine yol açan maddelere de anestezik denir.
 
ANKSIETE: Iç sikintisi, iç daralmasi.
 
ANOSMI: Koku alamama, nezle grip gibi enfeksiyonlarda olabildigi gibi koku siniri ile ilgili beyin bölgesindeki patolojilerde de görülebilir.
 
ANOREKSI: Anorexia Nervosa, özellikle genç kadinlarda görülebilen, yemek yememek, çok az uyumak, buna ragmen çok aktif olmakla beliren psikolojik bir bozukluktur. Bu durum genellikle kisinin çok sismanladigi kanisi ile mübalagali bir sekilde rejim uygulamasi ile baslar, önceleri kontrol edilebilen istah bir süre sonra hakikaten yok olur ve zayiflama normal ölçüleri asar.
 
ANSEFALIT: Beyin iltihabi.
 
ANTIENFLAMATUAR: Iltihabi reaksiyonu önleyen madde, ilaç...
 
ANTISEPTIK: Mikroplari, yani insan, hayvan ve bitkilerin dokularina yerleserek hastaliga yol açan bakteri, virüs, mantar gibi tek hücreli asalak canlilari yok etmek saglikli yasamin temel kosullarindan biridir. Antiseptik, antibiyotik ve dezenfektan gibi degisik adlarla anilan birçok madde bu amaçla gelistirilmistir. Ama genel olarak "mikrop" öldürücüler denen bütün bu maddelerin bazi özellikleri ve kullanimlari farklidir.
 
ANTISEPTIKLER NASIL ETKI YAPAR?: Kimyasal antiseptiklerin mikroplar üzerinde nasil etkili olduklari tam olarak açiklanamamistir. Bu maddeler dogrudan dogruya mikrop hücresine girerek yasamsal islevlerini engelleyebilecegi gibi, mikrop hücresinin dis zarini eriterek de yikici etki gösterebilir. Ne var ki birçok antiseptik normal hücreler üzerinde de ayn etkiyi yapar. Bu yüzden bu maddelerin dikkatli kullanilmasi gerekir. Bazi antiseptikler agizdan alindiginda ya da vücuda siringa edildiginde agir sonuçlara, hatta ölüme yol açabilir.
 
ANTISPAZMODIK: Spazm çözücü, daha çok iç organlardaki düz kaslarin kasilmalarini çözen ilaç grubuna verilen isim.
 
ANTISTATIK: Statik elektrik birikimini önleyen madde.
 
ANTITOKSIK: Toksin giderici.
 
ANTITÜSSIF: Öksürük giderici.
 
ANTIVIRAL: Virüslara etkili, viruslarin zararli etkilerini önleyen.
 
ANÜLER: Halka seklinde.
 
ANÜRI: Idrar çikaramama.
 
ANÜS: Makat, sindirim kanalinin bitis kismi.
 
AORTA: Kalpten çikan, vücudun en büyük damari, kalpten çiktiktan sonraki kavisli bölümüne arcus aorta, gögüs kafesi içersinde seyreden kismina torasik aorta ve karin içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta denir.
 
AORTIK ANEVRIZMA: Aort damarinin her hangi bir bölümünde görülen genisleme.
 
APANDISIT: Kör barsak (apendiks) iltihabi.
 
APATI: Çevre ile anormal derecede ilgisizlik, duygusuzluk, kayitsizlik.
 
APEKS: Uç, tepe, zirve.
 
APIROJEN: Ates yükselmesine neden olan herhangi bir madde tasimayan.
 
APNE: Solunumun geçici bir zaman içinde durmasi.
 
APOPLEKSI: Felç, inme.
 
ARAKNOIT: Beynin üzerinin örten ince zar.
 
ASETABULUM: Uyluk kemiginin basinin, kalça kemigi ile eklem yaptigi çukurluk
 
ASETILSALISILIK ASIT: Yaygin olarak kullanilan ve bilinen aspirinin kimyasal adi.
 
ASIDOZ: Organizmanin asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çikan entoksikasyon tablosu.
 
ASO: "Antistreptolizin O" için kullanilan kisaltma. Streptolizin, "Hemolitik Streptokok" adi verilen bakterilerin salgiladigi toksinin adidir. Bu toksinin varligini tespit için yapilan tetkike de kisaca ASO adi verilir. ASO, romatizma gibi bazi Hemolitik Streptokok enfeksiyonlarinda yükselir bu açidan teshis te ASO degerleri önem tasir.
 
ASTHMA: Astim
 
ASIL TENDONU: Baldir arka kismindaki kas grubunun, topuk kemigine birlesmesini ve ayagin asagi yukari hareketini saglayan yapi(kiris).
 
ATROPIN: Belladonna (Güzel Avrat Otu) adli bitkiden elde edilen bir alkaloiddir. Tipta çok degisik kullanim alanlari vardir. Örnegin, göz dibinin muayenesinde, göz bebeginin genisletilmesi için, ayrica anesteziden önce üst solunum yollarinda salgilarin azaltilmasi için kullanilir.
 
BAĞIŞIKLIK: Belirli bir mikroorganizmaya karşı vücudun direncidir. Aktif ve pasif olmak üzere iki tip bağışıklık (immünite) vardır. Aktif immünite, hastalığın, çok hafif de olsa, bizzat geçirilmesiyle oluşur. Hastalığa neden olan organizmalar, vücutta antikor reaksiyonları uyandırırlar ve bu reaksiyonlar, bazı vakalarda, hayat boyu devam eder. Pasif immünite ise, antikor reaksiyonu uyandırıcak nitelikte, fakat kuvveti azaltılmış veya değiştirilmiş olan mikropların vücuda aşılanmasıyla oluşur.
 
BAKTERİ: Tek hücreli mikroorganizmalardır. Bunlar, mantarlardan küçük, fakat virüslerden büyüktürler. Bazıları hastalık yapıcı, bazıları zararsızdır; bazı bakteriler ise, faydalıdırlar
 
BAKTERİEMİ: Bakterilerin veya bakteri toksinlerinin kana geçmesiyle oluşan ateş, titreme ile seyreden klinik tablonun adıdır. Eş anlamlı olarak septisemi de kullanılır.
 
BALLİSMUS: Kol ve bacakların, istemsiz, şiddetli, atıcı hareketleridir. Bu durum, gövdenin yarısında görüldüğü takdirde, "hemiballismus" adını alır.
 
BANDAJ: Yara sarmaya veya yaraları kapatan gazları ve tespit edici tahtaları yerinde tutmaya yarayan kumaş parçasıdır.
 
BAZAL METABOLİZMA: Vücut yüzeyi birimine göre hesap edilen, istirahat anında sarf edilen enerji miktarıdır.Vücut yüzeyi şahsın, boyu ve kilosundan hesap edilir.Troid bezinin fazla çalışmasında, bazal metabolizma yükselir.
 
BATIN: Gövdenin, göğüs ve pelvis bölgeleri arasındaki kısmıdır. Göğüsten, bir kas bölme teşkil eden diafragma ile ayrılmış olan batının, alt kısmında pelvis boşluğu ile devamlılığı vardır.
 
BELL PARALİZİ: Yüz siniri felcidir.
 
BENCE-JONES PROTEİNİ: Myelomatosis gibi kemik iliğini ilgilendiren hastalıklarda, idrarla çıkartılan bir cins protein.
 
BERİBERİ: B vitamini noksanlığında meydana gelen ağır bir polinevrit.
 
BİKONKAV: Her iki yüzeyide konkav, iç bükey veya oyuk olan.
 
BİFİD: İki bölüme ayrılmış durumda olan, çatallı, yarık.
 
BİFURKASYON: İki dala ayrılma yeri.
 
BİLATERAL: Her iki tarafa ait olan, iki taraflı.
 
BİLÜRİBİN: Hemoglobinin yıkılmasından açığa çıkan kırmızı boya.
 
BİLÜRİBİNEMİ: Kanda bilüribinin artması.
 
BİOPSİ: Canlı bir dokudan muayene edilmek üzere küçük bir parça alınması.
 
BİSEKSÜEL: İki cinsiyetli, hem erkek hem dişi.
 
BİLEFARİT: Göz kapaklarının, özellikle kenar bölümlerinin iltihabı.
 
BONE: Kemik.
 
BOTULİSMUS: Basillus Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme.
 
BRAKİYALJİ: Kol ağrısı.
 
BRADİKARDİ: Kalbin dakikadaki atım sayısının azalması.
 
BRONCHİOLİTİS: Solunum sisteminin en küçük fonksiyonel üniteleri olan bronşiollerin iltihabına denir.
 
BÜLLÖZ: Büllerden oluşan lezyon.
 
CAISSON HASTALIĞI: Vurgun. Dalgıçlarda ve çok yükselen havacılarda atmosfer basıncının ani değişimlerine bağlı olarak meydana gelir.
 
CALCANEUS: Topuk kemiği.
 
CANDIDA: Bir mantar çeşidi.
 
CERAHAT: Alyuvarlar, bakteri ve yıkılmış doku kalıntıları gibi iltihap ürünlerini kapsayan doku sıvısıdır.
 
CERRAHİ: Tıbbın en eski dallarından biridir. İlaçla ya da başka tedavi yöntemleriyle iyileştirilemeyen hastalıkların, yaralanmaların, vücuttaki yapı bozukluklarının ameliyatla onarılmasına ya da hastalıklı organı kesip çıkararak iyileştirilmesine dayanır.
 
CERUMEN: Kulak kiri. İnsan kulağında normal olarak bulunan balmumu kıvamındaki salgıdır. Bu salgının fazlalığı, kulak tıkanması ve geçici sağırlığa yol açar.
 
CESTODIASIS: Yassı solucan enfeksiyonudur.
 
CLAVİCULA: Köprücük kemiği.
 
COR: Kalp.
 
COXAE: Kalça kemiği.
 
ÇEKUM (Caecum): İncebarsakla kalınbarsağın birleştiği yerdeki kesedir. Bu bölgede, iltihaplanma, ülserasyon veya kanser görülebilir.
 
ÇIBAN: Çıbanlar, derideki ter bezleri veya kıl keselerinin enfeksiyonlarıdır.
 
ÇİÇEK: Akut, enfeksiyöz bir hastalıktır. Her yaşta ve her cinsten kişiler bu hastalığa yakalanabilir. İki tipi vardır
 
ÇİL: Deride, güneşe maruz kalma sonucu beliren, ufak lekelerdir. Bunlar, daha fazla, lokalize güneş yanıklarına benzetilebilir ve ekseriyetle sarışın veya kızıl saçlılarda görülen melanin pigmenti birikimidir.
 
DAKRİYOADENİT: Gözyaşı bezi iltihabı.
 
DAKRİYOSİSTİT: Gözyaşı kesesi iltihabı.
 
DAKRİYOSİSTEKTOMİ: Gözyaşı kesesinin ameliyatla çıkartılması.
 
DAKRİYOSİSTOGRAFİ: Kontrast madde verilerek gözyaşı kesesi ve kanalının radyolojik olarak incelenmesi.
 
DAKRİYOSİSTORİNOSTOMİ: Gözyaşı kanalının tıkalı olduğu durumlarda uygulanan, kesenin burun boşluğuna diranajını sağlayan ameliyat.
 
DAKRİYOLİT: Gözyaşı taşı.
 
DALTONİZM: Renk körlüğü.
 
DEBİLİTE: Zeka geriliği.
 
DEFEKASYON: Dışkının dışarı atılması.
 
DEFEKT: Eksiklik, kusur.
 
DEFİBRİLATÖR: Kalbin normal dışı hızlı atımını durdurarak tekrar normal kalp ritmine dönmesini sağlayan araç.
 
DEFLORASYON: Kızlık zarının yırtılması.
 
DEFORMİTE: Şekil bozukluğu.
 
DEFORMASYON: Şeklini bozma.
 
DEKÜBİTİS: Yatalak olanlarda hareketsizlik sonucu sırtta ve kalçalarda açılan yaralar.
 
DEKOMPRESYON: Baskı yapan gücün veya baskının kaldırılması.
 
DEKONJESSAN: Konjesyonu (şişme) azaltan, dekonjessif.
 
DELİRİUM: Zehirlenmeler, ateşli hastalıklar, epilepsi, histeri ve akıl hastalıklarında görülebilen, titreme, hallüsinasyonlar ve saldırganlıkla birlikte bilincin kaybolması tablosuna verilen isim.
 
DEMANS: Bunama, muhtelif formları vardır.Senil Demans, Presenil Demans, Toxic Demans.
 
DEMONSTRASYON: Göstererek öğretme.
 
DEJENERASYON: Dokuların normal yapılarının bozulup normal fonksiyonlarını yapamıyacak hale gelmeleri.
 
DEMORALİZASYON: Moral çöküntü.
 
DEMİYELİNİZASYON: Sinir liflerinin etrafını saran myelin tabakasının kaybı.
 
DANSİMETRE: Yoğunluk ölçen cihaz.
 
DEONTOLOJİ: Aynı meslek grubunda olan insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde uyulması öngörülen ahlaki, moral değerler.
 
DEPİLASYON: Kılların çıkartılması işlemi.
 
DEPRESYON: Ruhsal ve bedensel çöküntü, isteksizlik.
 
DERMABRAZYON: Deri üzerindeki benler veya yara izlerini ortadan kaldırma amacı ile yapılan kazıma işlemi.
 
DERMATİT: Cildin iltihabi durumu.
 
DERMATOLOJİ: Cildiye, cilt hastalıklarını inceleyen bilim dalı.
 
DÜŞÜK: Fetusun, gebeliğin 28. haftasından önce ölümü, ve rahmin dışa atılmasıdır.
 
EDEMA: Ödem, vücudun her hangi bir yerinde hücre dışında anormal su birikmesi.
 
E.E.G: Elektroansefalografi kelimesi için kullanılan kısaltma.
 
EFFEKT: Tesir, etki.
 
EFFEKTİF: Etkili, tesirli.
 
EFERVESAN: Suya atıldığı zaman küçük gaz kabarcıkları çıkartarak köpüren, eriyen.
 
EFFÜZYON: Vücut boşluklarında veya doku içerisinde sıvı birikmesi. "Plevral effüzyon" iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesidir.
 
E.K.G: Elektrokardiogram kelimesi için kullanılan kısaltma.
 
EKİNOKOK: Köpek ve kurtlar, nadiren kedilerde bulunan bir parazit olup larvaları memeli canlılarda büyüyerek hidatik kistleri yaparlar.
 
EKLAMPSİ: İlerlemiş gebeliklerde veya doğumdan hemen sonra yüksek kan basıncı, ödem ve idrarda protein yükselmesi ile karekterize nöbetler ve önlem alınmazsa bilincin kaybolması hali.
 
EKO: Yankı.
 
EKOKARDİYOGRFİ: Kalp, damar sisteminin teşhisinde kullanılan ultrasonik bir yöntem.
 
EKOKARDİYOGRAM: Ekokardiyografi yoluyla elde edilen çizelge.
 
EKOENSEFALOGRAM: Beynin ekoensefalografi ile elde edilen çizelgesi.
 
EKOLALİ: Hastanın kendisine söylenilen sözleri anlamsız şekilde aynen tekrarlaması.
 
EKLAMPSİ: Gebelerde plasentadan gelen toksinlerle oluşan bilinç kaybı ve konvulsiyonlarla birlikte seyreden tablo.
 
EKSİZYON: Bir dokunun çıkartılıp atılması.
 
EKTAZİ: Genişleme. Örn. Bronşektazi.
 
EKTODERM: Derinin en dış tabakası.
 
EKTOPİ: Her hangi bir organın normal bulunması gereken yerde değilde, vücudun başka bir yerinde olması hali.
 
EKTROPİON: Göz kapaklarının serbest kenarlarının dış tarafa kıvrılmaları.
 
EKZEMA: Deride kızarıklık, şişme, veziküller, kaşıntı gibi belirtilerle görülen daha çok psikosomatik nedenli cilt rahatsızlığı. Akut ve Kronik diye ayrıldığı gibi Yaş ve Kuru ekzema cinsleri de vardır.
 
ELEKTROANSEFALOGRAFİ: Beynin elektriki faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.
 
ELEKTROKARDİOGRAFİ: Kalp adelesinin faaliyetlerinin grafik olarak gösterilmesi.
 
ENDOKRİNOLOJİ: İç salgı bezlerinin fonksiyonlarını, normal dışı çalışma sonucu oluşan hastalıklarını ve bunların tedavilerini inceleyen tıp dalıdır.
 
ENDOKRİNOLOG: Endokrin sistemin yapı, patolojileri ve tedavisi konusunda uzman kişi.
 
ENSEFALON: Beyin.
 
ENVAZYON: Yayılma, örneğin kafatasındaki bir tümörün beyin dokusuna envazyonu denince tümörün beyine yayılması kastedilir.
 
EPİTEL: Organ ve vücut yüzeylerini örten hücre tabakası.
 
EROZYON: Deri veya mukozada görülen, sınırlı bir bölgede epitel kaybı, yüzeyel yaralar. Örneğin; Cervical erozyon, halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinir.
 
FALLOP TÜPLERİ: Her biri yaklaşık 10 ar cm. uzunluğunda, uterusun üst köşelerinden yumurtalıklara kadar uzanan iki borudur. Tuba uterina veya uterus tüpleri de denir.
 
FALKS SEREBRİ: Beynin sağ ve sol yarı kürelerini birbirinden ayıran, orağa benzediği için bu isim verilen kalın zar.
 
FAMİLYAL: Irsi, kalıtsal, herediter.
 
FARİNKS: Yutak.
 
FASİAL SİNİR: Yüz siniri, yedinci kafa çifti.
 
FASİAL PARALİZİ: Yüz siniri felci, bu sinirin felcinde yüzün yarısı kısmen hareketsiz ve ifadesiz kalır. Santral ve Periferik olmak üzere iki türlü olur.
 
FAT: Yağ.
 
FATAL: Öldürücü, ölümle sonuçlanan.
 
FEBRİL: Ateşli, hummalı.
 
FEKALİT: Barsakta bir kısım dışkının sertleşmesi sonucu oluşan dışkı taşı.
 
FEÇES: Dışkı.
 
FEMUR: Uyluk kemiği.
 
FERMENT: Bazı organların salgılarında bulunup kimyasal değişikliklere etki eden maddeler.
 
FERMENTASYON: Mayalanma.
 
FERRİTİN: Demir elementinin vücutta depo edilen şekli.
 
FERTİL: Gelişme yeteneği olan, doğurabilen.
 
FERTİLİTE: Doğurma yeteneği, verimlilik.
 
FETUS: Üçüncü gebelik ayı başından doğuma kadarki devre içinde ana rahmindeki canlıya verilen isim.
 
FİBRİN: Kanın pıhtılaşmasına yarayan albumin cinsinden bir madde.
 
FİBRİNEMİ: Kanda fibrin bulunması.
 
FİBRİNÜRİ: İdrarda fidrin çıkması.
 
FİBROM: İyi huylu bağ dokusu uru.
 
FİBRO-SARKOM: Bağ dokusunun kötü huylu tümörü.
 
FİBRÖZ: Lif dokusu
 
FİBULA: Bacaktaki iki kemikten dış kısımda olanıdır. Üstte Tibia ile eklem yapar diz eklemi yapısına girmez, altta ise ayak bileği eklemine iştirak eder.
 
FİLARİA: Omurgalı canlıların kanında ve dokularında yaşayan kıl kurdu cinsi parazit. Elefantiazis denilen rahatsızlığa neden olur.
 
FRENİK SİNİR: Nervus Frenicus. Göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran diafragmanın sinirine verilen addır.
 
GALAKTEMİ: Kanda süt bulunması.
 
GALAKTOSEL: Memede, içi süt dolu kist.
 
GALAKTORE: Memeden kendiliğinden süt gelmesi.
 
GALAKTOZ: Süt şekeri.
 
GALAKTOZÜRİ: Gebelerde idrarla galaktoz çıkması.
 
GALAKTÜRİ: İdrarın süt görünümünde çıkması.
 
GANGLİON: Lenf bezi, bazı ufak urlara verilen isim.
 
GANGREN: Dokunun ölmesidir, ancak halk arasında daha çok bir uzvun vücuda bağlıyken ölmesi anlaşılır.
 
GASTRİT: Mide iltihabı.
 
GASTRODÜODENİT: Mide ve onikiparmak barsağının iltihabı.
 
GASTROENTERİT: İshalle seyreden mide barsak iltihabı.
 
GASTROENTEROLOJİ: Mide, barsak hastalıkları bilgisi.
 
GASTROENTERELOG: Mide, barsak hastalıkları mütehassısı.
 
GASTROSKOPİ: Hastaya yutturulan bir kamera ile midenin görerek muayene edilmesi.
 
GASTROİNTESTİNAL: Mide - barsak.
 
GASTROLİT: Mide taşı.
 
GASTROMEGALİ: Midenin genişlemesi.
 
GASTRONOMİ: İyi yemek yeme bilimi.
 
GASTROPTOZİS: Mide düşüklüğü.
 
GİARDİA: Tek hücreli organizmalardandır. Esas adı Giardia Lamblialis olup, sindirim sisteminde yerleşir.
 
GİARDİASİS: Giardia İntestinalis adlı mikroorgnizmanın sebep olduğu hastalık.
 
HABİTÜEL: İtiyadi, alışkanlığa bağlı.
 
HALLÜSİNASYON: Gerçekte olmayan şeyleri algılamak.
 
HALLUKS: Ayak başparmağı.
 
HALOTAN: Anestezik bir madde.
 
HAMARTOM: Yeni oluşmuş kan damarlarında meydana gelen tümör.
 
HAMARTROZ: Eklem boşluğuna kan dolması.
 
HAŞİŞ: Esrar, haşhaş.
 
HEMATOM: Organ içerisinde veya aralarında kan birikmesi.
 
HEMORAJİ: Kanama.
 
HEMAGLÜTİNASYON: Kan yuvarlarının aglütinasyonu.
 
HEMANJİEKTAZİ: Kan damarlarının genişlemesi.
 
HEMANJİOM: Kan damarlarından dogan urlar.
 
HEMATEMEZ: Kan kusma.
 
HEMATOSEL: Testis torbalarında kan birikmesi.
 
HEMATOLOG: Kan hastalıkları uzmanı.
 
HEMATOMİYELİ: Omurilikte kanama.
 
HERPES: Uçuk, içi sıvı dolu vezikül.
 
HERPES SİMPLEKS: Aynı adı taşıyan virüsün sebep olduğu çeşitli deri ve mukoza bölgelerinde yaygın, küçük, içi sıvı dolu oluşumlar ile belirgin virütik enfeksiyon.
 
HİLUS: Organlarda büyük damar ve sinirlerin, akciğerlerde solunum yollarının giriş kapısı.
 
HİPERKROMAZİ: Pigment fazlalığı gösteren.
 
HİPOFİZ: Beyin tabanında burun arkasının üst kısmına uyan bölgede hormon salgılayan bir bezdir.
 
İHTİYOZİS: Cildin pul pul ve kuru oluşu ile kendini gösteren bir hastalık.
 
İDİOPATİK: Oluşumunda bir sebeb gösterilemeyen.
 
İKTER: Sarılık.
 
İKTUS: İnme. darbe.
 
İDİOT: Doğuştan aptal.
 
İLEİTİS: İnce barsak iltihabı.
 
İLEUM: İnce barsağın son bölümü.
 
İLEUS: Barsak tıkanması.
 
İLLUZYON: Dışarıdan gelen görsel uyarıların olduklarından faklı algılanması.
 
İMBESİL: Geri zekalı.
 
İMİTASYON: Taklit.
 
İMMATÜR: Tam gelişmemiş.
 
İMMİNENT: Tehdit eden.
 
İMMİNENT ABORTUS: Düşük tehdidi altındaki gebelik.
 
İMMOBİL: Hareketsiz.
 
İMMÜN: Bağışık,bulaşıcı hastalıktan muaf.
 
İMMÜNİTE: Bağışıklık,muafiyet.
 
İMMÜNİZE: Bağışık kılmak.
 
İMMÜNOLOJİ: Bağışıklığı inceleyen bilim.
 
İMMÜNOLOG: Bağışıklık uzmanı.
 
İNFLAMASYON: Çeşitli mikrobik ajanlar veya toksinlerine karşı vücudun göstermiş olduğu; hararet artması, kızarıklık ile karakterize iltihabi reaksiyon.
 
İNTERMEDİER: Arada oluşan, meydana gelen.
 
İNTRAEPİTELİAL: Epital hücreleri içerisinde.
 
JARGON: Kelimeleri yerinde kullanamama ile karekterize anlamsız ve anlaşılmaz konuşma.
 
JEJUNUM: Oniki parmak barsağından sonra gelen ince barsak bölümü.
 
JEJUNİT: Jejunum iltihabı.
 
JİGANTİZM: Ergenlik çağından önce oluşan hipofiz bezi tümörlerinde büyüme olayının kontrolden çıkması sonucu oluşan dev görünüm.
 
JİNEKOLOJİ: Kadın hastalıkları ile ilgili tıp dalı.
 
JİNEKOMASTİ: Erkeklerde memenin anormal ölçüde büyümesi.
 
JİNJİVİT: Diştleri iltihabı.
 
JOİNT: Eklem.
 
JUVENİL: Gençliğe ait.
 
KAKOZMİ: Pis koku.
 
KALYUM: Potasyum.
 
KARDİAK: Kalbe ait.
 
KARİNA: Trakeanın (nefes borusu), sağ ve sol akciğerlere girmeden önce ikiye ayrıldığı kısıma verilen ad.
 
KAŞEKSİ: Genel sağlık durumunun bozukluğu ile ilgili ileri derecede zayıflama hali.
 
KATABOLİZMA: Maddelerin yüksek terkiplerinin, dokularda yakılarak daha basit terkipte maddeler meydana gelmesi.
 
KELOİD: Eski bir kesi veya ameliyat yerinde aşırı nedbe dokusu oluşmasıdır.
 
KERATİN: Tırnak ve boynuzun ana maddesi.
 
KERATİNİZASYON: Boynuzlaşma.
 
KERATİT: Kornea iltihabı.
 
KERATOMA: Nasır.
 
KERATOMETRE: Kornea kavislerini ölçmekte kullanılan alet.
 
KERATOPLASTİ: Matlaşmış korneanın yerine başkasından alınan korneanın konulması ameliyatı.
 
KERATOSKOP: Korneayı muayene aleti.
 
KERNİCTERUS: Yeni doğanın şiddetli ikterinde beynin bazı çekirdeklerinin bilüribinin etkisiyle toksik degenerasyonudur.Çocukta zeka geriliği ve spastisite görülebilir.
 
KETONEMİ: Kanda keton cisimciklerinin bulunması.
 
KETONÜRİ: Idrarla keton çıkarılması.
 
KIZAMIK: Salgın yapan virütik bir çocukluk çağı hastalığıdır.
 
KİFOZ: Omurganın açıklığı öne bakan kanburluğuna verilen ad.
 
KİST: Etrafı membranla (zar) çevrili içi sıvı dolu oluşumlar. Büyüklükleri muhtelif olup vücüdun her tarafında oluşabilir.
 
KİST HİDATİK: Bazı organlarda (daha çok karaciger, akciğer , beyin) ekinokok adı verilen parazitlerin neden olduğu içi berrak su görünümünde kistler.
 
KİST SEBASE: Yağ bezlerinin büyümesi sonucu deri altında oluşan kistler.
 
KLOSTROFOBİ: Kapalı yerlerden sebebsiz yere korkma reaksiyonudur.
 
KLEPTOMANİ: İhtiyacı olmaksızın patalojik çalma dürtüsüne verilen addır.
 
KOCH BASİLİ: Tüberküloz basiline, bulanın adına izafeten verilen ad.
 
KOLESTEROL: Hayvansal ve bitkisel yağların içerisinde bulunan, karaciğer tarafından sentez edilen bir maddedir. Kanda normalden fazla bulunması halinde, damar sertliğine neden olur, ve bazanda safra pigmentleri ile birleşerek safra taşlarının oluşumunda rol oynar.
 
KORPUS: Gövde.
 
KÜRTAJ: Küretajın kelime anlamı kazımaktır. Ama burada adı geçen Kürtaj halk arasında, küçük hamileliklerde rahim içerisindeki ceninin tıbbi müdahele ile alınması kastedilmektedir. Kürtaj ayrıca teşhis amaçlı da yapılabilir. Yani rahim iç duvarından kazınarak örnek alınıp incelenmeside kürtaj olarak adlandırılır.
 
LABİL: Kararsız, çabuk değişen.
 
LAKTASYON: Annenin süt verme devresi.
 
LAKRİMA: Göz yaşı.
 
LAKÜN: Küçük boşluk, delik.
 
LAGOFTALMİ: Göz kapaklarındaki bozukluk nedeniyle gözlerin tam kapanmaması hali.
 
LAPARATOMİ: Teşhis amaçlı veya ameliyat için karın boşluğunun açılması.
 
LAPAROSKOPİ: Ucunda kamera olan, laparoskop denilen aletle karın boşluğunun endoskopik incelenmesi.
 
LARVA: Tırtıl, kurtçuk.
 
LARENKS: Gırtlak.
 
LARENJİT: Larenks iltihabı.
 
LARENGOSKOP: Bogazın muayenesine yarayan aynalı ışıklı alet.
 
LARENGOSKOPİ: Gırtlağın içinin larengoskop ile muayenesi.
 
LENFOMA: Başlangıcını lenfoid dokudan almış ur.
 
LEZYON: Genel anlamda henüz tam olarak niteliği tespit edilmemiş bozukluk.
 
LİGAMENT: Vücudun muhtelif eklemlerinde, organlarında bulunan bağlara verilen isimdir.
 
MAKRO: Büyük.
 
MAKROSEFALİ: Başın (beynin) normalden büyük olması.
 
MAGNET: Mıknatıs.
 
MALABSORBSİYON: Emilimin bozuk oluşu.
 
MALADİ: Hastalık.
 
MALASİ: Keyifsizlik, kırıklık.
 
MALARYA: Sıtma.
 
MALE: Erkek.
 
MALFORMASYON: Kusurlu oluş, sakatlık.
 
MALFONKSİYON: Her hangi bir organın yetersiz veya dengesiz görev yapması.
 
MALİN: Habis, kötü huylu.
 
MALLEOL: Ayak ekleminin her iki tarafındaki kemik çıkıntılarına verilen isim.
 
MALLEUS: Orta kulaktaki çekiç kemik.
 
MALNUTRİSYON: Sağlık için şart olan, vitamin, mineral, protein ve benzeri maddelerin yetersiz alınmasından doğan hastalıkları tanımlayan bir terimdir.
 
MALPRAKTİS: Tıpta yanlış, özensiz tedavi.
 
MASTEKTOMİ: Ameliyatla memenin alınması.
 
MAMİLLA: Meme başı.
 
MAMOGRAFİ: Meme filmi.
 
MANDİBULA: Alt çene kemiği.
 
MANİ: Aşırı neşe şeklinde beliren psişik hastalık.
 
MANİFEST: Aşikar, gizli olmayan.
 
MARFAN SENDROMU: Sebebi bilinmeyen herediter genetik bir hastalık.
 
MARİHUANA: Esrar.
 
MASTEKTOMİ: Memenin her hangi bir rahatsızlık nedeniyle alınmasıdır. Basit mastektomi sadece meme dokusunun çıkartılmasıdır. Radikal mastektomi ise, kanser vakalarında baş vurulan memeyle birlikte, memenin altındaki kasların ve koltuk altındaki lenf bezlerinin de çıkartılmasıdır.
 
MASTİTİS: Memenin iltihabıdır, emziren annelerde sütün birikmesi nedeniyle veya meme başındaki çatlak nedeniyle sık rastlanan bir durumdur.
 
MASTOİDEKTOMİ: Mastoid hücrelerin iltihaplanması nedeniyle mastoid kemiğin çıkartılması ameliyatıdır.
 
MASTOİDİT: Kulak arkasında bulunan mastoid kemikteki,mastoid hücrelerinin iltihabıdır. Genellikle orta kulak iltihaplarını takip eder.
 
MAZOHİST: İşkenceden zevk alan, işkence tarzı hareketlerden cinsel haz duyan.
 
MENENJİT: Beyin zarlarının (Meninkslerin) iltihabıdır.
 
MENOPOZ: Adetten kesilme.
 
MENSTRUAL: Menstruasyonla ile ilgili, adet görme ile ilgili.
 
MENSTRUAL SİKLUS: Adet görme dönemleri, iki adet arası.
 
MENTRUASYON: Adet görme, ay başı. (bayanlarda periodik kanama)
 
MENTAL RETERDATION: Zeka gelişiminde gerilik.
 
METASTATİK: Metastaz yapmış lezyona verilen isim. (Başka bir organdan atlamış tümöral oluşum)
 
METASTAZ: Herhangi bir organdaki kanser hücrelerinin, vücudun başka bir bölümüne atlamasıdır.
 
MİTOZ: Hücre bölünmesi.
 
MİYOM: Uterus adalesinin iyi huylu tümörüdür.
 
MUKOZA: Bazı organların iç yüzlerini kaplayan ve salgı üreten doku tabakası.
 
NARKOANALİZ: Psikanalize yardımcı olmak amacıyla, bir narkotik ilacın kullanılmasıdır.
 
NARKOLEPSİ: Önüne geçilemiyecek kadar şiddetli uyuma eğilimi.
 
NARKOZ: Ameliyat yapmak için duyu, hareket ve bilincin damar yolu veya solunum yolu ile narkotik madde verilerek uyuşturulmasıdır.
 
NARKOTİK: Uyutucu, uyuşturucu.
 
NARSİZM: Kendi kendini sevmek anlamına gelir.Aslında gelişimin normal bir safhasını teşkil eder,ancak hayatın ileri devrelerinde varlığı anormal sayılır.
 
NATAL: Doğuşa ait.
 
NAZAL KEMİK: Burun kemiği.
 
NAZOFARİNKS: Burnun arka kısmı ile yutağın komşuluk yaptığı bölge.
 
NATRİUM: Sodyum.
 
NATUREL: Normal, tabii.
 
NAUSEA: Mide bulantısı.
 
NEBULİZER: Sıvıyı püskürterek uygulamaya yarayan alet.
 
NEONATAL: Yeni doğana ait.
 
NEOPLAZİ: Patalojik anlamda yeni doku oluşumu.
 
NÖROLOJİ: Asabiye, sinir hastalıkları.
 
NÖROŞİRÜRJİ: Beyin cerrahisi.
 
OBDUKSİYON: Otopsi.
 
OBEZ: Şişman.
 
OBEZİTE: Şişmanlık.
 
OBJE: Görülebilen veya dokunulanilen herhangi bir şey.
 
OBJEKTİF: Duyulup, görülebilen, idrak edilebilen.
 
OBLİTERASYON: Vücuttaki boşlukların tıkanması.
 
OBSERVASYON: Müşahade.
 
OBSESYON: Daimi endişe,fikri sabit, nöroz.
 
OBSTRÜKSİYON: Tıkanma, engel.
 
OBSTETRİ: Doğum bilgisi.
 
ODİOGRAM: Kulağın işitme gücünün kaydıdır, odiometri cihazı ile ölçülür.
 
OEDİPUS KOMPLEKSİ: Erkek çocuğun annesine karşı duyduğu bilinçsiz yakınlık nedeniyle babasını kıskanması ve bununla ilgili ruhsal bozukluklar kompleksine verilen isimdir.
 
ODONTOİD: Diş şeklinde.
 
OFTALMİK: Göze ait.
 
OFTALMOPLEJİ: Göze ait sinirlerin felci sonucu göz kapağının düşmesi ve gözün hareket edememesi ile birlikte oluşan tablo.
 
OFTALMOLOJİ: Göz ve göz hastalıkları ile uğraşan bilim dalı.
 
OFTALMOSKOP: Göz içi muayenesinde kullanılan bir alet.
 
OFTALMOSKOPİ: Oftalmoskop ile gözün içinin muayene edilmesi.
 
OFTALMOLOJİST: Göz hastalıkları uzmanı, göz mütehassısı.
 
OFTALMOTONOMETRİ: Göz içi basıncın ölçülmesi.
 
OKKULT: Gizli, kapalı.
 
OKLUDE: Kapalı, tıkalı.
 
OKSİPUT: Başın arka kısmı.
 
OKULOMOTORYUS: Gözü hareket ettiren sinirlerden birisidir.(3.kafa çifti Nervus Oculomotorius)
 
OKÜLER: Göze ait.
 
OLEKRANON: Dirsekteki çıkıntı.
 
OLFAKTORYUS: Koku siniri.(Nervus Olfactorius)
 
OLİGÜRİ: İdrarın normalden az çıkartılması
 
OLİGO: Geri,küçük.
 
OLİGODENDROGLİOMA: Sinir sistemi destek dokusuna ait, özellikle beyincikte görülen kötü huylu tümör.
 
OLİGOSPERMİ: Menide spermatozoidlerin normalden az oluşu.
 
OMENTUM: Karın içerisinde, barsakları örten oluşum.
 
ONANİZM: Genital organlar ile oynayarak kendi kendine tatmin.
 
ONKOLOJİ: Tümöral oluşumlarla ilgili bilim dalı.
 
OPAK: Donuk, şeffaf olmayan.
 
OPERABL: Ameliyat edilebilir, ameliyat edilmekle halen bir şansı olan. ( aksi; inoperabl )
 
OPERASYON: Cerrahi müdahale, ameliyat.
 
OPİAT: Afyonlu ilaç, uyuşturucu.
 
OPİSTOTONUS: Bazı hastalıklarda vücudun ekstansör (gerici ) kaslarının gerilmesi sonucu gövdenin yay biçimi alarak kasılmış hali. ( Örn. Tetanozda )
 
OSTEOGENESİS: Kemik oluşumu, kemiklerin gelişimi.
 
OSTEOGENESİS İMPERFEKTA: Kemiklerin kolayca kırılacak şekilde gevrek oluşu ile karekterize kalıtsal nitelik gösteren hastalık.
 
OSTEOJENİK: Kemik yapıcı.
 
OSTEOİD: Kemik gibi, kemiğimsi.
 
OSTEOLİZ: Kemiğin çürümesi, nekrozu, erimesi.
 
OSTEOMALASİ: Kemiklerin yumuşaması ile karekterize bir hastalık.
 
OSTEOMİYELİT: Kemik iltihabı.
 
OSTEOFİT: Kemiklerde patalojik olarak oluşan çıkıntı şeklindeki oluşumlar.
 
OSTEOPLASTİ: Kusurrlu kemiği düzeltme veya sağlam kemikle değiştirme ameliyatı.
 
OVOBLAST: Yumurtanın geliştiği hücre, yumurta hücresi.
 
OVOSİT: Olgunlaşma devresinden önceki dişi cinsiyet hücresi.
 
ÖDEM: Vücutta anormal miktarda su toplanmasıdır.Kalp, damar ve böbrek hastalıklarının bir belirtisi olabildiği gibi bazı allerjik durumlarda ve beyin travmalarında ciddi sonuçlar doğurabilir.
 
ÖSTAKİ BORUSU: Orta kulakla nazofarenksi birleştiren, atmosfer basıncı ile orta kulak içi basıncı dengeliyen yola verilen isimdir.
 
ÖSTROJEN: Yumurtalıklardan salgılanan ve insanlarda sekonder cinsel karakterlerin gelişmesini sağlıyan hormondur.
 
ÖTENAZİ: Kısaca ölüm hakkı da denilebilir.Tedavisi mümkün olmayan kronik hastalıklarda, hayattan umudunu kesmiş hastanın ağrısız bir metotla ölümüne izin verilmesidir.Yasal değildir.
 
ÖZEFAGUS: Yemek borusuna verilen isimdir, yutak ile mideyi birleştirir.
 
PAKİMENENJİT: Beynin en dış zarının (dura mater) iltihabıdır.
 
PANDEMİ: Salgın bir hastalığın kıta düzeyinde çok geniş bir alana yayılmasına verilen isimdir.
 
PALİLALİ: Psikolojik bir bozukluk olup, aynı cümle veya kelimenin bir çok defa tekrarlanmasıdır.
 
PALYATİF: Hafifletici.
 
PALPASYON: Elle dokunularak yapılan muayene.
 
PALPİTASYON: Kalp çarpıntısı.
 
PALSY: Felç, inme.
 
PAN: Bütün.
 
PANARİS: Tırnak yatağı iltihabı, dolama.
 
PANARTERİT: Bütün arterleri kapsayan iltihabi durum.
 
PANKARDİT: Kalbin bütün zarlarının iltihabı.
 
PANKREAS: Karın boşluğunun üst tarafında ve bel omurlarının ön kısmında yerleşik bir organdır.Salgılarıyla sindirm fonksiyonuna yardımcı olur ve kan şekerini düzenler.
 
PANKREATİT: Pankreas iltihabıdır.
 
PANOFTALMİ: Gözün bütün tabakalarının iltihabı.
 
PANSİNÜZİT: Bütün yüz sinüslerinin iltihabı.
 
PAPİLLOM: Meme başı gibi çıkıntılar yapan iyi huylu tümörler.
 
PAPİLLOKARSİNOM: Kötü huylu papillom.
 
PAPAVERİN: Opiumdan elde edilen, düz kasların spazmını çözücüetkiye sahip bir alkaloid.
 
PAPİLLİT: Görme sinirinin retinaya girdiği yerin(optik papilla)ödemli iltihabı.
 
PARA: Yanında, yan. Örn. (Para-aortik aortun yanında)
 
PARAKARDİAK: Kalbin yanında, kalbe komşu.
 
PARALİTİK: Felç olan, felçli kişi.
 
PARALİZİ: Felç.
 
PARAMEDİAN: Orta hattın yanında, orta hatta yakın.
 
PARAMEDİKAL: Bir dereceye kadar tıpla ilgili, hekimliği kısmen ilgilendiren.
 
PARANAZAL: Burun boşluğunun yanında, buruna komşu.
 
PARANKİM: Bir organ yada bezin görev gören dokusudur. Örneğin, karaciğer parankimi denildiği zaman, karaciğerin bütünü anlaşılır.
 
PARAOZEFAGEAL: Özefagusun ( yemek borusu ) yanında yer alan.
 
PARAPLEJİ: Belden aşağı her, iki bacağın tutmaması, felç hali.
 
PARAPAREZİ: Belden aşağı her iki bacağın kısmi felci, örn. hareket olup, yardımsız yürüyecek kadar güç olmaması.
 
PARATİROİD: Tiroid bezi arkasında bulunan dört adet küçük beze verilen isim.
 
PARATİROİDEKTOMİ: Paratiroidlerin ameliyatla çıkartılması.
 
PARATRAKEAL: Nefes borusunun yanında yer alan.
 
PARAVERTEBRAL: Omurganın ( Vertebral Kolon ) yanında yer alan.
 
PARAZİTEMİ: Kanda parazit bulunması.
 
PARAZİT: Asalak.
 
PARASENTEZ: İçinde su veya cerahat toplanmış bir vücut boşluğundaki sıvıyı çıkarmak için yapılan delme ameliyatı.
 
PARENKİM: Organın kendine özel doku yapısı.
 
PARENTERAL: İlaç veya serumların ağız yolu ile değil damar yolu, adele içi gibi yollarla verilmesi.
 
PARESTEZİ: Uyuşma, karıncalanma veya yanma hissi gibi duyusal bozukluklar.
 
PARİETAL KEMİK: Kafatasının her iki yan tarafındaki kemiklere verilen isim.
 
PAROKSİSMAL: Ani ve geçici krizler halinde gelen.
 
PARSİYEL: Bütününü kapsamayan, tam olmayan, kısmi.
 
PARTİKÜL: Parçacık, zerre.
 
PARTUS: Doğum.
 
PAROTİS BEZİ: Kulak altı tükrük bezi.
 
PAROTİTİS: Kabakulak.
 
PATELLA: Diz kapağı kemiği.
 
PATOJEN: Hastalık yapan madde veya mikroorganizmalar.
 
PATOGENEZ: Hastalığın esas ve gelişimi.
 
PATOGNOMONİK: Bir hastalık için çok özel belirti, bu varsa mutlaka o hastalık akla gelmelidir gibi.
 
PATOLOJİK: Normal olmayan, hastalıklı.
 
PATOLOG: Hastalık nedeni ile dokularda meydana gelen değişimleri inceleyen bilimle uğraşan kişi.
 
PEDİATRİ: Çocuk hastalıkları ile uğraşan tıp dalı.
 
PEDİATRİST: Çocuk hastalıkları uzmanı.
 
PELVİS: Leğen kemiği.
 
PENİS: Erkek cinsel organı.
 
PERİTON: Karın içi organları çepeçevre saran, karın boşluğunun iç yüzünü örten zardır.
 
PERİTONİT: Peritonun iltihabıdır.
 
PERORAL: Ağız yolu ile.
 
PETEŞİ: Ciltte nokta biçiminde kanamalar. (Damar dışına kan çıkması)
 
PHENOTYPE: Kişinin kalıtsal yapısının dışa akseden görünümü, aynı tür fertlerini belirleyen, gözle görülebilen özelliklerin tümü.
 
PLAK: Plak, dermatologlar için açık bir anlamı olan ancak başkaları tarafından genellikle anlaşılmayan bir terimdir. Yüksekliğine oranla kapladığı alan geniştir ve keskin bir kenarı vardır. Plaklar en sık sedef hastalığında (psöriasis) görülür. Bkz. Resim - Plak
 
PLEVRA: Akciğerleri ve göğüs kafesinin iç yüzünü örten zar.
 
PLEVRAL: Plevraya ait.
 
PLÖREZİ: Plevra iltihabı. Akciğerin üzerini örten plevra ile göğüs duvarını örten iki plevra yaprağı arasında sıvı birikmesi.
 
PLÖRİT: Plevranın, sıvı birikmeksizin kuru iltihabı.
 
POLİKİSTİK: Bazı organlarda çok sayıda içi sıvı ile dolu oluşumlara verilen addır. Polikistik böbrek, polikistik meme gibi.
 
POLİP: Organların ve vücut boşluklarının iç yüzünü kapsayan mukoza adı verilen tabakadan menşeini almış, saplı iyi huylu küçük ur.
 
PROSTAT: Erkeklerde mesanenin altında ve idar yolunun başlangıcında bulunan genital sisteme ait bir bez.
 
PROSTATİT: Prostat iltihabı.
 
PSORIASIS: Halk arasında sedef hastalığı olarak bilinir. Sık rastlanan, özellikle diz ve dirseklerde ve vücudun diğer bölgelerinde rastlanan simetrik, kırmızı, kabuklanma ve pullanma gösteren bir cilt hastalığıdır. Sebebi bilinmemektedir. Bkz Resim
 
PULMONER: Akciğer veya akciğerlerle ilgili.
 
PULMONER ARTER: Akciğerin büyük besleyici arteri.
 
PÜSTÜL: Ciltte, içerisinde cerahat bulunan kabarık lezyonlardır.
 
RABİES: Kuduz.
 
RADİUS: Ön kolun dış tarafında (baş parmak tarafında) bulunan kemiktir.
 
RADİKAL: Sebebe yönelik, köklü.
 
RADİKÜL: İnce dal, küçük kök.
 
RADİKÜLİT: Omurilikten çıkan sinirlerin (spinal sinir) kök iltihabıdır.
 
RADİKÜLOPATİ: Spinal sinir köklerini tutan herhangi bir hastalık.
 
RADYOAKTİF: Radyasyon yayan özelliğe sahip.
 
RADYODERMATİT: Işına maruz kalmış ciltte meydana gelen dermatit.
 
RADYOLOJİ: Genel anlamda X ışınları,ses dalgaları veya diger yöntemleri kullanarak teşhis hizmetleri veren tıp dalıdır.
 
RADYOTERAPİ: Işınlama kullanılarak yapılan tedavi yöntemi.
 
RAHİM: Uterus, döl yatağı.
 
RAŞİTİZM: D vitamini eksikliğinin neden olduğu, çocuklarda görülen bir hastalıktır.Kemik teşekkülünün tam olmaması nedeniyle tedavisi geciktirilmiş, ihmal edilmiş vakalarda uzun kemiklerde deformiteler teşekkül eder.
 
REFRAKSİYON: Kırılma.
 
REFRAKTOMETRE: Görme bozuklukluklarını ölçen cihaz.
 
REJENERASYON: Harap olmuş bir dokunun kendini yenilemesi, tamiri.
 
REJİONAL: Bir bölgeye ait.
 
REGRESYON: Bir hastalık belirtisinin gerilemesi, şiddetinin azalması.
 
REGURJİTASYON: Yenilen yiyecek ve içeceklerin, kusma olmaksızın ağıza geri gelmesi.
 
REHABİLİTASYON: Fiziki hareket kusurlarını düzeltme, yeniden kazandırma.
 
RELAKSİN: Gebelik esnasında meydana gelen ve doğum işlevinde gevşetici rol oynayan hormon.
 
REMİSYON: Hastalık belirtilerinin sönmesi.
 
RENAL: Böbrekle ilgili.
 
RENAL ARTER: Böbrek arteri.
 
REPRODUKTİF : Çoğalabilen.
 
RESPİRASYON: Solunum, nefes almak.
 
RESPİRATUVAR SİSTEM: Solunum sistemi.
 
RETANSİYON: Birikme, toplanıp kalma. ( Örn. İdrar retansiyonu;idrar tutulması, idrar yapamama.)
 
RETİKÜLER: Ağ gibi, ağ biçiminde.
 
RETİNA: Gözün en iç tabakası, ağ tabaka.
 
RETİNİT: Retina iltihabı.
 
RETROBULBER: Göz küresinin arka kısmı.
 
RETROBULBER NÖRİT: Görme sinirinin, gözün arka kısmındaki bölümünün ani görme kaybı ile karekterize iltihabi durumu.
 
RETROGRESSİV: Gerileyen.
 
RETROPERİTONEAL: Periton zarının arkasında.
 
RETROVERSİ: Bir organın normal konumda değil arkaya doğru eğik durumda olması.
 
REVASKÜLARİZASYON: Yeniden damarlanma.
 
REYNAUD: Sebebi bilinmeyen, daha çok orta yaşlı kadınlarda rastlanan bir rahatsızlık olup, özellikle soğuğa maruz kalınca parmaklarda morarma ve hissizleşme ile karakterize bir damar rahatsızlığıdır.
 
REZEKSİYON: Bir organ veya vücut kısmının bir bölümünün veya tamamının çıkartılması.
 
REZİDÜ: Artık, bakiye.
 
REZİDÜEL: Kalan, artan. ( Örn. Rezidüel İdrar; İdrar yapıldıktan sonra çıkartılamıyarak geride kalan idrar.)
 
REZİSTAN: Mukavim, dirençli.
 
REZİSTANS: Direnç, mukavemet.
 
REZORBSİYON: Emilme.
 
SAFRA: Karaciger tarafından salgılanan, yeşilimsi kahverengi bir sıvıdır.Safra, kısmen yağ sindirimine yarayan bir salgı, kısmende eskimiş alyuvarların tahrip olmaları sonucu oluşmuş bir atılma ürünüdür.
 
SAFRA KESESİ: Karaciğerden salgılanan safranın toplandığı, karacigerin alt kısmında bulunan torba şeklinde bir organ-dır.Kesenin görevi, safrayı depolayıp, yoğunlaştırmak, ve gerekli aralıklarla oniki parmak barsağına safra salgılamaktır.
 
SAK: Kese, torba.
 
SAKKÜLER: Keseye benzer, torba gibi.
 
SAKRUM: Kuyruk sokumu.
 
SAKRALİZASYON: Beşinci bel omuru ile kuyruk sokumu kemiğinin birleşik olmasına verilen isim.Yapısal bir farklılıktır.
 
SAKROİLİAK EKLEM: Sakrumla kalça kemiğinin, sağda ve solda yapmış olduğu eklem.
 
SADİZM: Başkalarına acı vermekten cinsel haz duyma.
 
SADİST: Başkasına işkence etmekten zevk alan kişi.
 
SAGİTTAL: Vücudu sol, sağ şeklinde ortadan ayıran düzlem.
 
SALİSİLİK ASİT: Ateş düşürücü etkisi olan ve aspirin yapımında kullanılan bir madde.
 
SALMONELLA: Bir bakteri türü.
 
SALPİNKS: Tuba uterina, rahimle yumurtalıklar arasındaki geçişi sağlayan, sağlı sollu iki tarafta bulunan tüpler.Tüplerin tıkalı olması kısırlığa neden olur.
 
SALPENJİT: Tuba uterinaların iltihabı.
 
SEDASYON: Hastanın sakinleştirilmesi.
 
SİMPLEKS: Tek maddeden oluşmuş, basit, sade.
 
SİNÜZİT: Sinüs adı verilen yüzdeki kemik boşlukların iç yüzünü kaplayan mukoza iltihabına ve boşlukta cerahat toplanmasına sinüzit adı verilir. 
 
SİROZ: Bir organda sertleşme ve nedbeleşme ile karakterize fibröz doku oluşumuna verilen isimdir. Ancak bu terim hemen her zaman karaciğerin görevini yapamamasıyla ilgili, kronik karaciğer iltihabı için kullanılır.
 
SİTOLOJİ: Hücre bilimi.
 
SKOLYOZ: Omurganın sağ veya sola doğru eğrilikleri ile karakterize şekil bozukluğu.
 
SKOLİOSİS: Omurganın sağ veya sola doğru eğrilikleri ile karakterize şekil bozukluğu.
 
STERNUM: İman kemiği.
 
SUBKARİNAL: Karinanın altında. (Karina
 
SUBPLEVRAL: Akciğer zarının altında.
 
SÜT BEZESİ: Meme dokusu içerisindeki süt üreten bezler.
 
TABES DORSALİS: Sfilizin ilerlemiş döneminde sinir sistemi tutulumuna bağlı olarak dengesizlik, yürüme güçlüğü görme bozuklukları ile seyreden tabloya verilen isimdir.
 
TALAMUS: Orta beyindeki bir cekirdek grubuna verilen addır.
 
TALASEMİ: Kalıtsal bir kan hastalığıdır.akdeniz kıyılarında yaşayanlarda daha sık görülür.
 
TAKİPNE: Çok hızlı solunum.
 
TARTAR: Diş taşı.
 
TELENJEKTAZİ: Deride veya mukozalarda kırmızı lekeler şeklinde görülen kılcal, arteriol ve venüllerin genişlemesinden oluşan lezyonlar.
 
TELEKARDİOFON: Kalp seslerini hastadan uzakta dinleten alet.
 
TELEPATİ: Beş duyu işe karışmaksızın düşüncelerin, bu duyuların üstünde bir yolla aktarılması.
 
TEMPORAL BÖLGE: Şakak bölgesi.
 
TENDİNİT: Tendon iltihabı.
 
TENDON: Kasların kemiklere yapışmasını sağlayan yapılar.
 
TENESMUS: Rektum veya mesanenin iltihaplı durumlarında görülen, ağrılı işeme veya defekasyon duygusu.
 
TENYA: Barsak paraziti, şerit, yassı solucan.
 
TESTOSTERON: Erkek seks hormonuna verilen addır.
 
TREMOR: İrade dışı titremelere verilen addır. Örneğin, Hipertiroidi (Tiroid bezinin fazla çalışması) adı verilen rahatsızlıkta ellerde görülen ince amplitüdlü titremelere tremor adı verildiği gibi, Parkinson da görülen kaba ve büyük amplitüdlü titremelere de tremor denir.
 
TROMBOZ: Kan damarlarının pıhtı veya ateron (kolesterol) plakları oluşarak tıkanmasıdır.
 
ULNA: Önkolun iki kemiğinden içte (serçe parmağı tarafında)bulunanıdır.
 
ULTRASOUND: İnsan kulağının duyamıyacağı kadar yüksek frekanslı ses dalgaları.Ultra-ses.
 
ULTRASONOGRAFİ: Ultra-ses kullanılarak elde edilen görüntüler.Bir çok hastalığın ön teşhisinde kullanılan, ancak daha çok karın organları gibi ses dalgalarının kolayca geçebileceği konumdaki organların tetkikinde etkili bir inceleme yöntemidir.Şua söz konusu değildir.
 
ULTRAVİOLE: Dalga boyu 2000-4000 arası olan mor ötesi ışınlar.
 
UTERUS: Rahim, döl yatağı.
 
UTERUS BİCORNİS: Uterusun iki boynuzlu olması anlamında bir terimdir.Uterusun üst kısmının çökük olması nedeniyle her iki uç kısımlarının beligin hal alması sonucu ortaya çıkan görünümdür.
 
UVULA: Küçük dil.
 
ÜLSER: Geniş anlamıyla deri ya da mukoza altı dokuları meydanda bırakan kronik yaralardır.
 
ÜLSERATİF KOLİT: Kalın barsakla rektumun, kronik iltihabı ve ülserasyonudur.
 
ÜREMİ: Kandaki üre oranının normalin üzerinde olması halidir.
 
ÜRETER: Böbreklerle idrar torbasını birleştiren, idrarın torbaya ulaşımını sağlayan tüptür.Her iki tarafta birbirinden bağlantısız olarak bulunur.
 
ÜRETRA: İdrarın dışarıya atılmasını sağlayan ve ıdrar torbasından sonraki idrar yoluna verilen isim.
 
ÜRETRİT: Üretranın iltihabıdır.
 
ÜROLOJİ: Kadın ve erkeklerdeki idrar yolları ve üreme sistemleri ile ilgili hastalıkları inceleyen bilim dalıdır.Bevliye.
 
ÜRTİKER: Hassasiyet sonucu ortaya çıkan deri döküntüleri ve kaşıntı ile belirgin bir durumdur.
 
ÜRİN: İdrar.
 
ÜROGENİTAL: Genital ve idrar yolları sistemi ile ilgili.
 
ÜROGRAFİ: Damardan kontrast madde verilerek böbrekler,idrar torbası ve idrar yollarının belirli zaman aralıkları ile filmlerinin çekilmesidir.Üriner sistem hakkında teşhis amaçlı yapılan işlemdir.
 
VAGOTOMİ: Vagus sinirinin etkisini ortadan kaldırmak amacıyla dallarından birisinin kesilmesidir.
 
VAGUS: Nervus Vagus onuncu kafa siniridir, kafatasından çıktıktan sonra mide , barsak sisteminin bir kısmına, kalp ve akcigerlere dallar verir.Bu sistemlerin fonksiyonlarında önemli rol oynayan bir sinirdir.
 
VAJEN: Kadın cinsel organı.
 
VAJİNİT: Vajina iltihabı.
 
VAKSIN: Aşı, Bkz.aşı çeşitleri; attenüe, otojen, BCG, polivalen, sabin, salk.
 
VARİS: Kirli kan taşıyan damarların, fonksiyonel bozuklukları sonucu ya da kan akımının önündeki bir engel nedeniyle genişliyerek kıvrımlı bir hal almasıdır.Yüzeyel olduğu gibi derin venlerde de varis gelişebilir.
 
VARİKOSEL: Erkeklerde spermatik kordon venlerinin genişlemesi sonucu torbalar içersinde varis oluşumu.
 
VASKÜLİT: Damar iltihabı.
 
VAZODİLATASYON: Damar genişlemesi.
 
VAZODİLATATÖR: Damar genişletici etkiye sahip ilaç, madde.
 
VAZOKONSTRÜKSİYON: Damarları büzülmesi, kasılması.
 
VAZOKONSTRÜKTÖR: Damarları büzen etkiye sahip ilaç, madde.
 
VAZOSPAZM: Damar kasılması, büzülmesi.
 
VEJETERYAN: Bitkisel gıdalarla beslenen, etyemez.
 
VEN: Kirli kanı kalbe taşıyan damarlar.
 
VERTİGO: Genel anlamda baş dönmesi, hareket duygusu demektir. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baş dönmeleri bu kapsamda değildir. Vertigodan kastedilen labirentit, iç kulak iltihabı, Meniere hastalığı gibi durumlarda olan baş dönmesi hissi Vertigo diye adlandırılır.
 
VİTİLİGO: Bir cilt hastalığı olup, vücudun çeşitli bölgelerinde, yer yer renk (pigment) kaybı ile karakterize, normal bölgelerden keskin sınırlarla ayrılan beyaz lekeler. Bkz. Resim
 
YABANCI CİSİMLER: Vücudun belirli bir yerinde, normalde bulunmayan her hangi bir madde yabancı cisimdir. Bunlara özellikle çocuklarda, barsaklar, kulak ve burunda rastlanır. Yutulan yabancı cisimler, yemek borusunda takılabilir, ya da tehlikeli olabilir.Bu nedenle bazen ameliyatla çıkartılmaları gerekebilir.
 
YAĞ EMBOLİSİ: Büyük kemik kırıklarında görülebilen bir komplikasyondur. Kemik iliğindeki yağın bir kısmı açığa çıkar ve yağ damlaları kan dolaşımına karışıp damar tıkanmasına neden olur.
 
YAĞLI DEJENERASYON: En çok kalp, karaciğer ve böbreklerde görülür. Bu organlarda, hücreler normal çalışma yeteneklerini kaybederler ve içlerinde yağ tanecikleri birikir.
 
YALANCI GEBELİK: Tüm gebelik belirtilerinin olmasına rağmen, uterus boştur. Bu duruma yalancı gebelik denir. Daha çok psikolojik menşelidir. 
 
Dr. Sema Karaoğlu Tıp Sözlüğü

 

 

 

Okunma 4691 defa Son Düzenlenme Pazartesi, 09 Eylül 2013 17:11
Bu kategoriden diğerleri: « Botoks

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

loading...
  • Op.Dr.Ali Naci ÇELİK: MENOPOZ DÖNEMİ VE TEDAVİ SÜRECİ
    Op.Dr.Ali Naci ÇELİK: MENOPOZ DÖNEMİ VE TEDAVİ SÜRECİ Menopoz: En son adet kanamasının görülmesidir. Postmenopoz: Menopozdan yaşlılık dönemine kadar süren 6-8 yıllık süreyi kapsar. Bir kadının postmenopoz olabilmesi için 12 aydır adet görmüyor olması gereklidir. Menopoz yaşı kaçtır? Türkiye'de menopoz yaşı 45,6 + 5,63 olarak saptanmıştır. Türkiye nüfus ve sağlık araştırması verilerine göre Türk kadınının ortalama beklenen yaşam süresinin 67,3 yıl olduğu göz önünde bulundurulduğunda bir kadının ömrünün %24'ünün postmenopozal dönemde geçtiği söylenebilir.
    in Sağlık Add new comment Read more...
  • Geniz eti (adenoid) nedir?
    Geniz eti (adenoid) nedir? Üst boğaz adı da verilen geniz boşluğu; burnun arkasında yer alır. Burundan geçen hava genize gelir, buradan boğaza, gırtlağa ve nefes borusuna geçer. Ayrıca geniz boşluğunda orta kulağa hava taşıyan östaki kanalları bulunur. Bu kanallar sayesinde orta kulak basınç değişikliklerinden zarar görmez. Geniz eti (adenoid) geniz boşluğunun üst kısmında (tavanında) bulunan bir savunma dokusudur. Yabancı organizmalar ve mikropları tutar ve onlarla savaşarak, vücuttan uzaklaştırır. Girintili çıkıntılı bir yapıya sahip olan…
    in Sağlık Add new comment Read more...
  • YUMURTALIK (OVER)KİSTLERİ VE TEDAVİSİ
    YUMURTALIK (OVER)KİSTLERİ VE TEDAVİSİ Kist nedir? Kist, etrafı kist duvarı adı verilen doku ile çevrili, sıvı içeren kitledir. Vücutta bütün dokularda kist oluşabilir ancak yumurtalık dışındaki organların kistleri daha çabuk belirti verebilir. Bunun nedeni diğer organlarda meydana gelen kistlerin organlarda fonksiyon bozukluğu yapmasıdır. Yumurtalık kistlerinde ise genelde böyle bir durum söz konusu değildir.
    in Sağlık Add new comment Read more...
  • Yeni doğan Sünneti ve Yararları
    Yeni doğan Sünneti ve Yararları ÜROLOJİ BÖLÜMÜ OP.DR.TUNCER ŞENKUL YENİDOĞAN SÜNNETİ HAKKINDA MERAK EDİLENLERİ SİZLER İÇİN AÇIKLIYOR. Yenidoğan sünneti ve Yararları Çocukluk çağında en sık uygulanan cerrahi işlem sünnettir. Bu işlemin doğumdan sonra ilk 30 gün içerisinde yapılmasına da yenidoğan sünneti adı verilir.Son yıllarda Türkiye'de ailelerin bilinç düzeyi ve kültür seviyesinin artması ile de yenidoğan sünnetinde artış olmuştur. Özel Bir Nefes Hastanesi Üroloji Uzmanı Op.Dr.ŞENKUL Yenidoğan sünnetinin yararlarını ise şöyle sıralıyor.
    in Aile ve Çocuk Add new comment Read more...
  • Çikolata Kisti Nedir? Belirtileri Nelerdir?
    Çikolata Kisti Nedir? Belirtileri Nelerdir? Çikolata kisti, endometriozis hastalığı sonucunda oluşan bir kist türüdür. Genel olarak endometriozis hastalığı olan birçok kadında çikolata kistine de rastlanır. Yumurtalıklar kadınlar için yumurta üretimi dışında pek çok hormon (andorjen, estrojen, progesteron vb.) salgılayarak çok önemli rol oynarlar. Endometriozisin yumurtalıklarda bulunması da yumurtalığı olumsuz yönde etkilemektedir. Rahim içi zarının, bir başka deyişle endometrium tabakasının rahim dışında (örneğin; karın boşluğunda, yumurtalıklarda veya vücudun herhangi bir yerinde) oluşmasına endometriozis deniyor.
    in Sağlık Add new comment Read more...
  • Uzm. Dr. Muhammed BARAN FENİLKETONÚRİ HASTALIĞI
    Uzm. Dr. Muhammed BARAN FENİLKETONÚRİ HASTALIĞI Özel Bir Nefes Hastanesi Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Bölümü Hekimlerinden, Uzm.Dr. Muhammed BARAN 1 Haziran Ulusal Fenilketonüri Günü Olması Sebebi İle Kalıtımsal Bir Hastalık OlanFenilketonuri Hakkında Önemli Açıklamalarda Bulundu.
    in Sağlık Add new comment Read more...
  • Ramazanda Beslenme Nasıl Olmalı
    Ramazanda Beslenme Nasıl Olmalı RAMAZAN BAYRAMINDA BESLENME NASIL OLMALI? NELERDEN KAÇINMALIYIZ? Özel Bir Nefes Hastanesi Beslenme Ve Diyetetik Bölümü Diyetisyen Utku Begüm ÖZTÜRKLER Ramazan Bayramına Özel Önemli Açıklamalarda Bulundu! Bayramların en güzel yanı; aile ve akraba ziyaretleri, birlikte oturulan sofralar ve edilen sohbetler. Bu durumun tek sıkıntısı keyifli sohbetler esnasında ikramlardan ne kadar yediğimizi fark edemememiz, normalde yediğimizden çok daha fazla yememiz oluyor. Öyle ki tıka basa yediğimiz yemeğin sonunda hazımsızlık, mide yanmaları ve…
    in Beslenme-Diyet Add new comment Read more...
  • ZAMAN NEDEN BÜTÜN YARALARI SARMAZ?
    ZAMAN NEDEN BÜTÜN YARALARI SARMAZ? *Bir yerimizi kesersek genelde iyileşir. Bu yüzden ameliyata izin veririz. *Beynimizin iyileşmeye yönelik fiziksel bir mekanizma, bir bilgi işleme sistemi bulunur. *Yararlı şeylere bağlantı yapar, geri kalanını salıverir. *ACI ANILAR, iyileştirici bellek anı ağlarıyla bağlantı yapamaz. Soyutlanmış olarak depolanır. Daha yararlı ve uyumsal bir şeyle bağlantı kurması olanaksız olduğundan anı değişemez. Zamanın bütün yaraları iyileştirememesi bu yüzdendir. Bunlar zamanla donar. İşlenmemiş, acı anılar duygusal ve bazen fiziksel soruların temelini oluşturur.
    in Sağlık Add new comment Read more...
  • Uzm.Dr. Muhammed BARAN: Fenilketonuri Hakkında Bilgiler Verdi
    Uzm.Dr. Muhammed BARAN: Fenilketonuri Hakkında Bilgiler Verdi Özel Bir Nefes Hastanesi Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Bölümü Hekimlerinden, Uzm.Dr. Muhammed BARAN Kalıtımsal Bir Hastalık Olan Fenilketonuri Hakkında Önemli Açıklamalarda Bulundu.
    in Sağlık Add new comment Read more...
  • Dyt.Utku Begüm ÖZTÜRKLER: DEMİR EKSİKLİĞİ OLANLAR NASIL BESLENMELİ?
    Dyt.Utku Begüm ÖZTÜRKLER: DEMİR EKSİKLİĞİ OLANLAR NASIL BESLENMELİ? Özel Bir Nefes Hastanesi Dyt. Utku Begüm ÖZTÜRKLER; Demir, vücudumuz için temel bir mineraldir ve vücudumuzda üretilmez. Bu nedenle besinler yoluyla yeterli miktarda almamız gerekir. Oksijenin dokulara taşınmasında gerekli olan hemoglobin yapımında gerekli olduğu için oksijen yaşam için ne kadar gerekliyse oksijenin kullanılabilmesi için demir de o kadar gereklidir.
    in Sağlık Add new comment Read more...
  • ÜROLOJİ BÖLÜMÜ OP.DR.TUNCER ŞENKUL: "Yenidoğan sünneti ve Yararları"
    ÜROLOJİ BÖLÜMÜ OP.DR.TUNCER ŞENKUL: "Yenidoğan sünneti ve Yararları" ÖZEL BİR NEFES HASTANESİ ÜROLOJİ BÖLÜMÜ OP.DR.TUNCER ŞENKUL YENİDOĞAN SÜNNETİ HAKKINDA MERAK EDİLENLERİ SİZLER İÇİN AÇIKLIYOR. Yenidoğan sünneti ve Yararları Çocukluk çağında en sık uygulanan cerrahi işlem sünnettir. Bu işlemin doğumdan sonra ilk 30 gün içerisinde yapılmasına da yenidoğan sünneti adı verilir. Son yıllarda Türkiye'de ailelerin bilinç düzeyi ve kültür seviyesinin artması ile de yenidoğan sünnetinde artış olmuştur. Özel Bir Nefes Hastanesi Üroloji Uzmanı Op.Dr.ŞENKUL Yenidoğan sünnetinin yararlarını ise şöyle…
    in Aile ve Çocuk Add new comment Read more...
  • Burun estetiğinden sonra yapılmaması gereken 12 şey
    Burun estetiğinden sonra yapılmaması gereken 12 şey Burun estetiğinden (rinoplasti) sonra bakımınıza dikkat etmek, ameliyata hazırlanmak kadar önemlidir. Yeni burnun ve burun kemiklerinin tamamen iyileşmesi altı haftayı bulacaktır. Bu süre içinde hiçbir şeyin ters gitmemesi için fazladan dikkat edip son derece özenli bir bakım uygulamanız gerekmektedir. Estetik Cerrah Op. Dr. Alper Mete Uğurlu, burun estetiğinden sonra yapılmaması gerekenler hakkında şu bilgileri verdi:
    in Sağlık Add new comment Read more...
  • Bitkilerin Gücü İle Sağlıklı Yaşlanın
    Bitkilerin Gücü İle Sağlıklı Yaşlanın Sağlıklı yaşlanmanın ilk koşulu sağlıklı yaşamdan geçiyor. Dengeli beslenme, düzenli spor yapma, iyi ve kaliteli uyku düzeni sağlıklı bir yaşlanmayı getiriyor. Ancak bu standartların ömür boyu korunması gerektiğini altını çizen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Terekeci, kişinin yaşına, aile geçmişine ve çevresel faktörleri bağlı olarak bazı bitkisel desteklerin de yarar sağlayabileceğini söyledi. Bitkilerin gücünden yararlanarak sağlıklı yaşlanmanın mümkün olduğunu belirterek bazılarını bildiğimiz, bazılarını ise ilk…
    in Beslenme-Diyet Add new comment Read more...
  • Ramazan'ı sporla geçirmek mümkün
    Ramazan'ı sporla geçirmek mümkün MAC Bebeköy eğitmeni Erhan Tügen, Ramazan boyunca spora nasıl devam edilebileceğine ilişkin tavsiyelerde bulundu. Tügen, oruç tutarken spor rutinine devam etmenin önemini vurgularken, “Ramazan süresince spor yapmaya devam etmelisiniz. Sadece yaptığınız egzersizin şiddetini azaltmanız yeterli. Pilates, yoga, reformer pilates, düşük tempolu yürüyüş veya yüzme gibi egzersizleri tercih edebilirsiniz'' dedi Türkiye'nin en büyük spor kulübü zinciri Mars Sportif, 12 adet MAC ve 78 adet MACFit kulübüyle Ramazan'da da herkesi spor yapmaya…
    in Sağlık Add new comment Read more...
  • Ramazan’da ayranı sofralardan eksik etmeyin!
    Ramazan’da ayranı sofralardan eksik etmeyin! Teksüt, Ramazan sofralarında gazlı ve kalorili içecekler yerine su ve mineral kaybına en güzel cevabı veren ayranın tercih edilmesini öneriyor. Ayran, 7’den 77’ye her yaştan neredeyse herkesin tüketebildiği, suyla birlikte en sağlıklı içeceklerden biri olarak öne çıkıyor. Ramazan döneminde normal beslenme düzeninden farklı bir düzene geçiliyor, öğün sayısı ve saatleri tamamen değişiyor. Bununla birlikte Ramazanın sıcak aylara denk gelmesi nedeniyle gün boyunca devam eden susuzluğun yanında terleme sonucu mineral kayıpları…
    in Beslenme-Diyet Add new comment Read more...
  • Zayıflarken kalp sağlığınızdan olmayın
    Zayıflarken kalp sağlığınızdan olmayın İnternette veya belirli noktalarda satılan sıvı zayıflama diyetleri hakkında uyarılarda bulunan Dr. Öğr. Üyesi Gökçen Garipoğlu, bu tür diyetlerin kalp ritim bozukluklarına neden olabileceğini ve light ürünlerin belirli düzeyde tüketilmesi gerektiğini söyledi. Yaz aylarının yaklaşmasıyla diyet ürünlerine ilgi artıyor. Çoğunlukla internette satılan sıvı zayıflama ürünlerinin vücuda verdiği zararlar konusunda uzmanlar uyarıyor. Bahçeşehir Üniversitesi (BAU) Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Gökçen Garipoğlu, diyet konusunda doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi…
    in Beslenme-Diyet Add new comment Read more...
  • ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN BETA MİKROBUNA DİKKAT!
    ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN BETA MİKROBUNA DİKKAT! Özel Bir Nefes Hastanesi Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Bölümü Hekimlerinden Uzm.Dr.Muhammed BARAN Son Günlerde Sık Görülen ve halk arasında Beta mikrobu diye bilinen Bakteri hakkında halkı bilgilendirmek adına önemli açıklamalarda bulundu.
    in Aile ve Çocuk Add new comment Read more...
  • OP.DR.TUNCER ŞENKUL: Prostat Hakkında Bilgiler Verdi
    OP.DR.TUNCER ŞENKUL: Prostat Hakkında Bilgiler Verdi ÖZEL BİR NEFES HASTANESİ ÜROLOJİ BÖLÜMÜ OP.DR.TUNCER ŞENKUL Plazma kinetikle prostat ameliyatı hastanemizde uygulanmaktadır. Yaşlanan erkeğin en önemli problemlerinden biri olan iyi huylu prostat büyümesi (BPH) hastanemizde yeni teknoloji “Plazma Kinetik TUR” yöntemi ile tedavi ediliyor. 50 yaşın üstündeki erkeklerde ürolojik bir rahatsızlık olan prostatın büyümesine bağlı problemler kişinin konforunu bozar ve hayat kalitesini olumsuz etkiler. Prostatın büyümesine bağlı olarak daralan idrar kanalı, hastalığın temel patolojik bozukluğunu oluşturur. Prostatta büyüme…
    in Sağlık Add new comment
  • Kalbe K Vitamini Kalkanı!
    Kalbe K Vitamini Kalkanı! Medical Park Gebze Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Kenan Yıldırım, “Yeşil yapraklı sebzeler, ıspanak, maydanoz, şalgam, bamya, peynir, yumurta gibi besinlerde bulunan K vitamini, damarlar gibi yumuşak dokularda kalsiyumun birikip kireçlenme yapmasını önler. Bu da damarlarda daralmayı engeller” dedi. Bazı yiyeceklerin kalp hastalığı riskini artırabileceğini bilsek de, yeme alışkanlıklarımızı değiştirmek genellikle zordur. Kalp sağlığında beslenmenin rolü çok büyüktür. Kalbinizi korumanın yolu sağlıklı ve doğru besinleri seçmekle başlar. Medical Park Gebze…
    in Sağlık Add new comment Read more...
  • Ramazan Ayında da Kas Kütlenizi Koruyun
    Ramazan Ayında da Kas Kütlenizi Koruyun Ramazanda ayında uzun süren açlık ve susuzluk hali düzenli egzersiz ve antrenman yapanlar için zorlayıcı olabiliyor. Değişen beslenme düzenine göre planlanan egzersiz programları ve bol sıvı tüketimiyle bu dönemde var olan kondisyon korunabiliyor. Wellness Medikal Fitness Danışmanı Murat Biçer, Ramazan ayında egzersiz yapılırken dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.
    in Beslenme-Diyet Add new comment Read more...

Günlük Burç

 

Günlük falınızı Okuyun

İlginizi Çekebilir...

  • Çocuk Oto Koltuğu Kullanırken Bu Hataları Yapmayın!
    Çocuk Oto Koltuğu Kullanırken Bu Hataları Yapmayın! Araç içinde çocuk güvenliğine yönelik ürünleri İskandinav güvenlik tecrübesiyle sunan BeSafe, çocukların araç içinde daha güvenli seyahat edebilmesine olanak sağlayan çocuk oto koltuğu kullanımında sıkça yapılan hataları ve dikkat edilmesi gereken noktaları açıkladı. Anne ve babaların çocuk oto koltuğunu kullanmadan…
    Read 527 times Read more...
  • Kegel Egzersizleri
    Kegel Egzersizleri Pelvik Taban Kaslarının Güçlendirilmesi Kegel Egzersizleri, pelvik taban kaslarının güçlendirilmesi amacıyla uygulanır. Pelvik taban kasları cinsel birliktelik, orgazm ve normal doğumun tüm evrelerinde önemli işlevlerinin yanı sıra ıkınma, idrar yapma, dışkılama ve pelvik bölgede yer alan organların anatomik yapılarını korumakla…
    Read 6083 times Read more...
  • Öksürük Şifrelerini Dikkate Alın!
    Öksürük Şifrelerini Dikkate Alın! Önemsiz gibi gözüken öksürük, altında oldukça büyük ve geniş bir hastalık yelpazesi barındırabilir. Özellikle soğuk kış günlerinde hastaları en sık hastaneye getiren şikayet olan öksürük, aslında pek de önemsenmez. Liv Hospital Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuğçe Hürkal üç haftadan fazla…
    Read 836 times Read more...
  • Vajina Estetiği
    Vajina Estetiği Günümüzde pek çok kadının cinsel organlarının şekli ile ilgili olarak, psikolojisini ve cinsel yaşantısını olumsuz olarak etkileyen yakınlarıyla bile paylaşamadığı sorunları olabilir.
    Read 3204 times Read more...
  • Hodan
    Hodan Orjinal Adı Borago officinalis Diğer Adları Zembil çiçeği Hodangiller familyasının örnek bitkisidir. Anayurdu Doğu Akdeniz havzası olup ülkemizde Kuzey ve Batı Anadolu bölgelerinde yabani olarak yetişmektedir. 30-75 cm. boylanabilen, biryıllık otsu bitkidir.
    Read 3940 times Read more...
  • Kış Sabahları Kalp Krizini Tetikliyor
    Kış Sabahları Kalp Krizini Tetikliyor Araştırmalara göre kalp krizleri kış aylarında diğer mevsimlere göre 2-3 kat daha fazla olup daha ölümcül seyredebiliyor. Kan akışındaki değişim, hormonal faktörler ve tansiyonun yüksek olması gibi faktörler nedeniyle kalp krizinin en çok sabah saatlerinde görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi…
    Read 168 times Read more...
  • Sigara Kullanımı Yüzünden Kadınlarda Akciğer Kanseri Arttı
    Sigara Kullanımı Yüzünden Kadınlarda Akciğer Kanseri Arttı Eskiden daha çok erkeklerde görülen akciğer kanserinin sigara kullanımı nedeniyle kadınlarda da arttığına dikkat çeken Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Faysal Dane, “Sigarayla mutlaka çok ciddi mücadele edilmesi gerekiyor. Tüm dünyada sigara tamamen bırakılırsa kansere karşı bugüne kadar geliştirilmiş tüm ilaçlar,…
    Read 304 times Read more...
  • Düzenli Süt Tüketimi Hipertansiyonu Dengeliyor
    Düzenli Süt Tüketimi Hipertansiyonu Dengeliyor Uzmanlar, her yaşta süt içerek kalp sağlığını yakından ilgilendiren hipertansiyonun önlenebileceğini, hipertansiyonu kontrol altında tutmak için günde iki bardak süt içilmesi gerektiğini vurguluyor. Küçük yaştan itibaren düzenli olarak süt tüketilmesinin ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan kalp hastalıklarının önlenmesinde etkili olduğu belirtiliyor.…
    Read 322 times Read more...
  • Obezite Cerrahisi Sonrası Ne Zaman Oruç Tutulabilir?
    Obezite Cerrahisi Sonrası Ne Zaman Oruç Tutulabilir? Kaşeksi (Aşırı Zayıflık), Anoreksi (Zafiyet) gibi hastalıklarda oruç tavsiye edilmezken, obez kişiler oruç tutabilirler mi ve obezite cerrahisi sonrası ne zaman oruç tutulmalıdır? Obezite ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Kaplan Baha Temizgönül obez kişilerin oruç tutması ile ilgili şöyle…
    Read 318 times Read more...
  • Bunaltan sıcaklarda serinleten egzersizler
    Bunaltan sıcaklarda serinleten egzersizler Yaz sıcaklarının hayatımızı zorlaştırması karşısında şimdilerde serinlemek isteyenlerin tercihi havuzlar, aynı zamanda egzersiz yapmak için de ideal. Bu egzersiz yöntemiyle kendinizi ferahlamış hissederken bir yandan da kasları güçlendirmek, sıkılaşmak mümkün. Selülitlerden kurtulmak için de birebir olan havuz egzersizleri tüm kaslarda…
    Read 1042 times Read more...
  • Pektus Hastalığında Ameliyatla Tedavi Mümkün
    Pektus Hastalığında Ameliyatla Tedavi Mümkün Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Yüksel, Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen Kafkas Tıp Güncelleme Günleri’nde halk arasında “kunduracı göğsü” ve “güvercin göğüs” olarak bilinen pektus deformitelerin tanı-tedavisi ve Türkiye’de…
    Read 482 times Read more...
  • Gözlerinizden Gelen Uyarıları Hafife Almayın!
    Gözlerinizden Gelen Uyarıları Hafife Almayın! Gözlerimiz, beynimizin uzantısı ve dış dünyaya açılan penceremizdir. Basit diye düşünüp ertelediğimiz birçok göz rahatsızlığı aslında önemli göz hastalıklarının ve diğer hastalıkların habercisi olabilir. Gözümüzdeki yanma, batma, sulanma, ağrı, görme değişikleri gibi belirtilerde zaman kaybetmeden göz hekimine başvurmalıyız. Okan Üniversitesi…
    Read 385 times Read more...
  • Topuk Dikenine Yönelik Şifalı Kürler
    Topuk Dikenine Yönelik Şifalı Kürler Topuk dikeni sorunu olanların uygulayabileceği şifalı kürler... - 1 adet arpacık soğan fırında öldürülür. Daha sonra ikiye bölünerek topuk dikeninin üstüne konulur. Üzerine çorap giyilerek yatılır.- Günde bir defa, bir kova sıcak suya, 1 çay bardağı kekik konulup, ılık hale…
    Read 14848 times Read more...
  • Kordon kanı kök hücre depolaması
    Kordon kanı kök hücre depolaması Doğumdan sonra kesilen kordon ve plasenta arasında kan kök hücrlerinden zengin kordon kanının depolanması son yıllarda oldukça gündemde olan ve çok sayıda tartışmaya neden olmuş bir konudur. Kan kök hücrelerinin ayrıştırılması ve takiben dondurularak saklanması 2000 li yıllardan sonra özellikle…
    Read 3355 times Read more...
  • KENDİNE SAYGI DUYMAK
    KENDİNE SAYGI DUYMAK Çocuktaki kendine saygı çok küçükken biçimlenmeye başlar ve gün gün oluşmaya devam eder. Kendine saygı yetersizliklerimizi görüp kim olduğumuzu kabullenmekten ve hala kendimizi sevmeyi tercih etmekten kaynaklanır. Çocuktaki öz saygı her başarılı karşılıllı etkileşim deneyiyle, iyi yerine getirilen görevle ve…
    Read 1390 times
  • Tiroid Kanseri ve Radyoiyot Tedavisi Hakkında Merak Edilenler
    Tiroid Kanseri ve Radyoiyot Tedavisi Hakkında Merak Edilenler Günümüzde radyonüklit tedavi yöntemleri, kanser tedavisinde önde gelen modellerden birini oluşturuyor. Radyoaktif ajanlar kontrollü ve amaca yönelik olarak doğru şekilde kullanıldığında, bazı hastalıkların tedavisini ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkiliyor. Verilen radyonüklit maddelerin kanserli dokuya gitmesi ve normal dokuların korunması…
    Read 383 times Read more...
  • Yediklerimiz Hangi Spora Denk!
    Yediklerimiz Hangi Spora Denk! Spor ve egzersiz, sağlıklı bir hayat için en önemli faktörlerden birisi. Ancak sadece zayıflama amacıyla yapılan spor ve egzersiz tek başına hem yetersiz kalıyor hem de tam verim sağlamıyor. Beslenmemizde değişiklik yapmadığımız sürece, yaptığımız spor da yeterli olmuyor. Diyetisyen Emre…
    Read 1171 times Read more...
  • Oral Seks Hakkında Bilinmeyenler
    Oral Seks Hakkında Bilinmeyenler Oral Seks - Ağız Yoluyla Cinsel İlişki Oral seksin insanlık kadar eski bir tarihi vardır. Eski duvar kabartmalarında ve resimlerde olmak üzere bir çok tarihi eserde bu teknik resmedilmiştir. Ağız içi sinir uçları bakımından oldukça zengindir. Ağızla başlayıp ağızla boşaltılırsa…
    Read 8801 times Read more...
  • MS Genç Kadınları Tehdit Ediyor
    MS Genç Kadınları Tehdit Ediyor Merkezi sinir sistemi hastalığı olan MS yani Multiple Skleroz, 20-40 yaş arası kadınlarda daha sık görülebilen, yaşam boyu süren kronik bir hastalık. Türkiye’de yaklaşık 40 bin MS hastası var. İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Selda…
    Read 288 times Read more...
  • Okulda Başarının Yolu Sağlıklı Uykudan Geçiyor
    Okulda Başarının Yolu Sağlıklı Uykudan Geçiyor Türk Uyku Tıbbı Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hikmet Yılmaz, yaz tatilinin ardından okula başlayacak öğrencilerin uyku düzenine alışmaları için gece televizyon programları ve bilgisayar oyunlarından uzak tutulmaları gerektiğine dikkat çekti. Türk Uyku Tıbbı Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve…
    Read 238 times Read more...
  • Regresyon Terapisi
    Regresyon Terapisi Regresyon Terapisi Şimdiki Yaşam Regresyon Terapisi ve Geçmiş Yaşam Regresyon Terapisi olarak iki ayrı bölümden oluşmaktadır. Altından kalkamadığımız sorunlar, korkular, kaygılar, kendimiz gibi davranamama, hiç bir zaman anlaşılamama, endişeler, açıklanamayan ağrı- sızılar, takıntılı düşünceler, karmamızın temizliği, Çözülemeyen kilo problemleri, sebebi…
    Read 6437 times Read more...
  • Uçuk ve Aftlar
    Uçuk ve Aftlar Biliniz ki yemek yemenizi ve konuşmanızı ağrılı duruma getiren bir yara ile karşı karşıya iseniz, yalnız değilsiniz. Birçok insan tekrarlayan ağız yaralarından muzdariptir. Bunların en sık karşılaşılanları ‘uçuk’ ve ‘aft’ lardır. Ağız içersinde oldukları zaman birbirlerinden ayırmak zor olabilir. Bunların…
    Read 1172 times Read more...
  • Sabırlı Olmak
    Sabırlı Olmak Sabırla Beklemek Bir şeyin olması için çok bekleyen çocuklar çoğu kez hüsrana uğrar. Sabırla beklemek çok zordur. Günlük sıralama çocukların hayatını düzenler; neden sonra neyin geleceğini buna göre bilirler. Yataklarını düzeltmeden dışarıda oynamaya gidemeyeceklerini veya kütüphaneye öğlen yemeğinden sonra gidileceğini…
    Read 1264 times Read more...
  • Türk Eğitim Vakfı (Tev) ‘Bir Dünya Çiçek’ İle Düğünleri Süsleyecek
    Türk Eğitim Vakfı (Tev) ‘Bir Dünya Çiçek’ İle Düğünleri Süsleyecek Her yer çiçeklenirken, baharın romantik havası etrafı sardı ve düğün sezonu başladı. Bir Dünya Çiçek’le yeni bir bağış trendi başlatan Türk Eğitim Vakfı(TEV), özel günler için son derece şık bir hediye alternatifi sunuyor.
    Read 345 times Read more...
  • Bahar Alerjileri İçin Şifalı Kür Tarifi
    Bahar Alerjileri İçin Şifalı Kür Tarifi Baharın gelişi ile beraber bahar alerjisi sorunu yaşayanlarında sayısı artıyor. Bahar elerjisinden kurtulmak için şifalı kür tariflerimizi uygulayabilirsiniz. Malzemeler - 10 adet karanfil - 10 adet karabiber - 10 gram zencefil - 5 adet kabuk tarçın - 5 gram ısırgan…
    Read 15201 times Read more...
  • 'Elite World Hotels’de Geleneksel Ramazan Lezzetleri'
    'Elite World Hotels’de Geleneksel Ramazan Lezzetleri' Elite World Hotels on bir ayın sultanı Ramazan ayı süresince Türk ve Osmanlımutfağının en seçkin lezzetlerini, tasavvuf müziği eşliğinde açık büfe ve özel set menü olarak misafirlerinin beğenisine sunuyor. Elite World Hotels şefleri tarafından Ramazan ayına özel hazırlanan; Türk mutfağının…
    Read 367 times Read more...
  • Sünnete Hizmetin Öncülerinden: ÜMMÜ ATIYYE EL-ENSARİYYE
    Sünnete Hizmetin Öncülerinden:  ÜMMÜ ATIYYE EL-ENSARİYYE Allah Rasulü peygamberlik görevini en güzel şekilde tamamlamış ve “En Yüce Dost”a kavuşmuştu artık. Hayatı boyunca onu yalnız bırakmayan sahabilerin bir kısmı peygamber şehri Medine’den ayrılmış, fetihlerle genişleyen İslam coğrafyasının çeşitli bölgelerinde yerlerini almaya başlamışlardı. Ensar hanımlarından Ümmü Atıyye’ye gelen…
    Read 1085 times Read more...
  • Cappadox Çağdaş Sanat Programı Sanatseverlerden Tam Not Aldı
    Cappadox Çağdaş Sanat Programı Sanatseverlerden Tam Not Aldı Bu yıl dördüncü edisyonu gerçekleştirilen müzik, çağdaş sanat, gastronomi ve açık hava festivali Cappadox, ulusal ve uluslararası çağdaş sanatçıları ve Kapadokya'dan ilham alan üretimlerini katılımcılarla buluşturdu. Cappadox 2018 içinde yer alan Çağdaş Sanat Sergisi katılımcılara sürprizli, şaşırtıcı ve etkileyici bir…
    Read 320 times Read more...
  • Hareketsizlik Kalp Sağlığınızı Tehdit Ediyor
    Hareketsizlik Kalp Sağlığınızı Tehdit Ediyor Kalbimiz daha doğmadan önce yorulma dinlenme bilmeden her gün 100 bin defa atan en hayati organımızdır. Bu mühendislik harikası muazzam makine günde yaklaşık 10 tonluk bir tankı doldurabilecek kanı pompalarken çoğu zaman çalıştığının farkında bile olmazsınız. Ancak siz bunu bir…
    Read 819 times Read more...
  • Gereksiz Antibiyotik, Çocuklarda Astımı Tetikliyor
    Gereksiz Antibiyotik, Çocuklarda Astımı Tetikliyor Gereksiz Antibiyotik, Çocuklarda Astımı Tetikliyor Gereksiz antibiyotik kullanımı çocuk sağlığını da olumsuz etkiliyor. Sağlık Bakanlığı'nın antibiyotikler konusunda yaptığı yeni düzenlemenin alerjik hastalar için de faydalı olduğunu belirten Alerji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Akçay, özellikle doğumdan sonra kullanılan antibiyotiklerin astım ve…
    Read 681 times Read more...