Son Dönem Karantina Yorgunluğu

Psikolog Bilun Altunlu Armağan

Yeni normale alışmaya çalışırken son dönemde birçoğumuzda uzun sure evde kalmaktan bir yorgunluk ve bıkkınlık oluştu. Bu basit bir yorgunluk değil, daha çok tünelin ucunda ki ışığı göremediğimizden belirsizliğin getirdiği bir içsel yorgunluk. Aslında bütün dünya ile birlikte fark edilen bir kırılma noktası yaşıyoruz.

Mart ayı ortalarında evde kal sloganıyla başlayan ve evlerimize kapanmakla devam eden 2 aylık süreç iniş, çıkışlar ve ne yazık ki çevremizde hasta olan, hatta Covid19 ‘dan ölenleri duyarak geçti. Sosyal medya da evde kalırken yapılabilecek aktiviteleri paylaştık.

Nasıl egzersiz yaparız, neleri seyrederiz, ne yemekler pişirebiliriz, hangi müzikleri dinleriz vs…Ama artık yorulduk, sıkıldık, gün ve geceler birbirine karışmaya başladı. Uykular bozuldu sürekli aynı mekanda olmak bunaltıcı geldi.

Havalar ısınmaya, yazın sıcak güneşini, yeşeren doğayı görmeye başladık. Ve sosyal medyada da paylaşıldığı gibi açık havada insanlar buluşmaya ve bir araya gelmeye başladılar. Çünkü diğer insanlar ile bir araya gelmeye ihtiyacımız var. Biz bağlar kuran ve diğerleri ile ilişki içinde olmaya programlı varlıklarız.

Sosyal bağlarımız kırıldığında acı çekiyoruz. Ancak bunu da dengeli yaşarız. Bazen bir araya gelir, bazen de yalnızlığımızı isteriz. Evde kalma günleri bu dengemizi tamamen bozdu ve kimimiz yeter artık diyerek dışarı çıkmaya karar verirken, kimimiz de depresyona girmeye başladı.

Aslında biz insanlar doğal afetler ve felaketlere alışkın olsak ta, bilinç kodlarımızda doğal afetler başlar ve çabuk biter. Biz de yaralarımızı sarmak ve iyileşmek ile yolumuza devam ederiz. Bu kez durum farklı.

Bu bir doğal felaket, ancak ne zaman biteceği belli değil ve nasıl biteceği, nelere mal olacağı da net değil. Hal böyleyken, şimdiye kadar oluşturmaya çalıştığımız psikolojik dayanıklılığımız azalmaya başladı.

Ayrıca her travmadan sonra oluşan gelişme evresine bir türlü varamadığımızı hissediyoruz. İnsanoğlu her türlü zorluğun üstesinden gelmeyi başarmıştır. Ama acı ve sıkıntılarımızın nerede biteceğini bilirsek bu iş daha kolay olur.

Modern insan iş, maddiyat, ilişkiler vs.. gibi streslerinde rahatlamak ve durmak için molalar yaratır. Modern hayatta tüm hafta içi türlü iş görme stresi içinde yaşasak ta Cuma akşamından başlayan hafta sonu tatillerinde kafa dinleme, rahatlama, eğlenme gibi aktiviteler hazırlar ve psikolojik dengemizi, gücümüzü kazanırız. Bu son iki ayda bu rutinlerimiz, ritüellerimiz tamamen bozuldu.

Covid19 felaketinin getirdiği bu evde kalma günlerinde içsel dengemiz kaybolmaya başladı. Kendiliğinden gelişen dünyayı keşfetme, dolaşma, diğerleri ile tanışma özgürlüğümüz yok oldu. Dışarıda yaptığımız her türlü aktivite riskli oldu. Sürekli maske takma zorunluluğu sanki bize her nefesin değerini anlatırken, tehlikesini de hatırlatıyor.

Bir çoğumuz bu ve benzeri tehlikeleri sürekli düşünmek zorunda oldukça kaygılı, huzursuz, gergin hissediyoruz.

Böylece kortizol seviyelerimiz yüksek, adrenal sistemimiz hep uyarılıyor. Sonuçta bedensel olarak ta güçsüz hissediyor ama en önemlisi psikolojik dirençlerimiz düşüyor. Bu durumda karar mekanizmalarımız zayıfladığından, kendimiz ve çevremiz için yanlış kararlar alabiliriz.

Tüm bunlarla baş edebilmek için öncelikle, İndiana Üniversitesinden, Psikoloji ve Beyin Bilimi profesörü Ed Hirt’ün dediği gibi karantina yorgunluğu küresel bir deneyim, tüm insanlık olarak bakış açımızı yeniden uyarlamalıyız, sağlıklı kalmak için elimizden geleni yapmaya devam etmemiz, ilk etapta benimsediğimiz baş etme stratejilerimizden vazgeçmemiz gerekiyor.

Hepimiz sağlıklı yemek, yeterince hareketli olmak ve düzenli uykuya özellikle bu dönemde daha da önem vermeliyiz. Online olarak ta olsa, sosyal bağlardan asla vazgeçmemeliyiz. Bu pandeminin sonunu, nerde, ne zaman ve nasıl biteceğini düşünmekten vazgeçmeliyiz. Kabul etmek ve akışta olmak çok önemli bir bakış açısı.

Unutmayalım şimdi yeniden yaşananları değerlendirmeli ve olanların farkındalığı ile olduğu gibi kabullenmeye çalışmalıyız. Tabii her yaptığımız aynı olmak zorunda değil, ufak uyarlamalar yapabiliriz.

Örneğin bahçesi veya gidebileceği açık alanı olanlar arkadaşlarınızı hafta da bir oraya çağırın, fiziksel mesafeye dikkat ederek bir araya gelebileceğinizi bilin. Yeni bir hobi edinmeye çalışın. Her zaman yaptıklarınızı tedbir amaçlı ise lütfen terk etmeyin. Hepimiz biliyoruz daha çok erken.!!!

Hiç yapmadıklarınızı deneyin, duygularınızı yazın, yardımlaşma çabalarınızı arttırın. Sakın başkalarını suçlamakla enerjinizi düşürmeyin. Yani komplo teorilerine inanarak sizden daha büyük güçleri suçlamak sadece sizi daha aciz hissettirir.

İşinize tutunun, işi olmayanlar yeni normlarda işinizi nasıl geliştirebilirsinizi düşünün, planlayın, fikir alın, bunun ile ilgili güvendiklerinizle danışma toplantıları ayarlayın.

Dikkatinizi neler yapabileceğinize odaklarken, neler kaybettiğinizi düşünmeyin. Gelecek ne kadar belirsiz ve karanlık gibi dursa da geçmişte olanlar gelecek için bir vizyon oluşturur.

İnsanlık çağlar boyunca çok karanlık dönemleri atlatmış ve hep hayatta kalmayı başarmış bir tür. Yine kendimize, gücümüze, hayatta kalma güdülerimize ve en önemlisi evrensel sisteme, evrensel yaşam akışına inanmalıyız.

Sonuna kadar dayanabileceğimizi bilmeliyiz. Maneviyatımızı (inanç sistemimiz her ne olursa olsun) yüksek tutmalıyız. Biliyoruz ki evrensel sistemin yaşam enerjisi bizi hep daha iyi bir yola sokar ve her şey bütünün hayrı için olur.

Unutmayalım her şey değişir, hayatın değişmeyen en önemli kuralı değişimin kendisidir. Bu değişimin bize iyilikler, güzellikler getirmesi için özellikle çok ufak yaşlarda koptuğumuz o nefes gibi hiç tükenmeyen yüreğimiz de ki sevgi kaynağına tekrardan ulaşmak çok önemli. Bunun ile ilgili yazımı ilerleyen zamanlarda paylaşacağım.
Sevgiyle, sağlıkla evde kalmaya devam edelim.

loading...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir